Osman Gâzi'yi Bursa'da, Gümüşlü Kümbet'e yerleştirdiler. Sonra Orhan Gâzi ile kardeşi Alâaddin Paşa, bir araya geldiler.

Zamanın mübarekler dahi toplandılar.

- Kara Osman merhûmun, malı var mı, yok mu?

diye teftiş ettiler ki, kardeşler arasında taksim edile...

Görüldü ki, ancak fetholunan ülkeler mevcut!...

Akça ve altın hiç yok.

Osman Gâzi'nin şahsına ait, bir sırtak tekelesi (elbise) bir yancığı (Atyanına asılan torba), bir sakman  çizmesi, birkaç iyi cins atları, bir miktar da koyunları var. Başka birşeyi bulunamadı...

Orhan Gâzi dedi ki:

-Gel Ağam, neyimiz varsa bölüşelim...

Alâaddin Paşa da:

-Neyimiz varki bölüşelim... Bu ülke ise, senin hakkındır. bu ülkeye bir Çoban gerek ki, işlerini görüp başara. Padişaha lüzumlu şeyler, bu atlardır. Koyunlar da, Padişah Şölenlerinde (ziyafetlerinde) gerektir deyince Orhan Gâzi:

-Gel bu çoban, sen ol...

teklifinde bulundu. alâaddin Paşa:

- Kardeş!.. Merhum babamızın duası ve himmeti, seninledir. Çünkü sağlığında, kendi askerlerini senin yanına verdi. Şimdi çobanlık hakkı ve görevi de sana düşer...

Meşveret Meclisinde bulunanlar dahi, bu fikri hasen (güzel) buldular.

Orhan Gâzi buyurdu ki:

- Merhum Babamız cennet mekan Osman Gâzi, son ayrılışımızda vasiyyet eyledi: ''Bir kimse sana Allahın emrettiği şeyi söylerse, kabul etme. Eğer bilmezsen, bilenlere sor''... Madem siz, Babamın sevgili arkadaşları, ittifak ettiniz. Öyleyse biz de, bu yükü yüklenelim.