Osman Gâzi, Karacahisar Kalesini fethetdikten sonra, Dursun Fakih'i Hatib'liğe tayin etti. Şeyh Edep Âli'nin akrabası ve talebesi olan Dursun Fakih, büyük âlimlerdendi. Osman Gâzi ile bütün savaşlara katılır ve Mücahidlere namaz kıldırırdı.

Hicri 688 yılında bir Cuma günü, minberde hutbeye çıktı. Allahü zül-Celâl'e hamd ve Resûlüne ve âline, ashabına salevâtdan sonra: Selçuk Sultanı ile OSMAN ŞAH Gâzi'nin adlarını birlikte söyledi. Osmanlılara Eskişehir de verilince Dursun Fakih, aynı şekilde Hutbe okumaya devam etti.

Osmanlı Beyliği mümtaz bir beylik ise de, hukûken Selçuk Sultanlığına bağlı sayılırdı. Çünkü onların menşûru ile, UÇBEYİ olarak bu topraklara yerleşmişlerdi. Fakat iç ilerinde müstakil idiler ve başlarındaki Beylere, Şah veya Melik adı veriliyordu.

Muhtelif Beyliklerin hâkimi olan Sultanlara da, Hutbelerde (Melikül Mülûk) adı verilirdi.

Dursun Fakih'in fetvası üzerine vefatlarına kadar, Osman Gâzi ile Selçuk Sultanı'nın adları beraber okunmaya devam edilmiştir.

Hülagû'nun Abbasi Halifeliği ortadan kaldırılmasından sonra, Mısır da başka bir Zât adına Hutbe okunmuştur. Şam ve Mısır minberlerinde, o Halifenin de adı zikrediliyordu.

İslâm âlemindeki bu karışıklık, Yavuz Sultan Selim Hân devrine kadar devam etmiştir. Ancak ondan sonradır ki, Hulefâyı Râşidin devrindeki gibi, sadece İslâm Halifesinin adı okunmakla kifayet edilmiştir.