Sultan III. Mehmed Hân, ''Eğri'' Seferi Hümâyûnu üzerinedir. Bu sırada Hoca Saaded'din Efendi, ''hummaya'' tutulmuştur.

HAÇOVA'da düşman beklemektedir...

Toplanan ''Harp Divanında'' muhtelif fikirler serdedilir. Padişahın katıldığı bir muharebenin ''Allah korusun'' kaybı hâlinde; herşeyin biteceğini, beyan edenler mevcuttur. Anlaşma yolu isteyenler, başka yerde karşılaşalım diyenler... ve sayire... arasında, Hoca Efendi söz alır;

- Elbette din düşmanlarıyla mücadele etmek, cümlemize vâcibdir. Üzerimize gelen küffâra karşı şehid oluncaya dek savaşmamız vacibdir. Zira ki biz onların üzerine saldırmaz, bir başka cânibe (tarafa) yönelirsek; kâfirler yiğitliğe özenirler. Bizim askerlerimizi korktu sanıp, ökse (kuş tuzağı) kurup, avlamak isterler.

Ayrıca şunu da belirtelim ki, şimdiye değin hiçbir ''Devleti Aliyye'' Osmanlı padişahı; karşısına çıkan düşmandan yüz çevirmemiştir...

Hoca Efendinin imânı, âdeta kılıçlanmış ve Haçova Gâzilerini teshir etmiştir...

Üç gün üç gece süren kanlı savaşta bir ara düşman; ''Otağ-ı Hümâyûna'' kadar sokulmuştur. Devletin büyük ''Hazinesi'' Otağda bulunmaktadır. İşte orada da, Hoca Efendi imdâda yetişir:

- Cenk hâli budur Devletlum... Hemen sebât ve gayret demidir...

deyince, Otağdaki Muhafız, Nöbetçi, fedÂilerle birlikte Aşçı, kasap ve mutfakçı tâfesi de, ellerine geçirdikleri herşeyle düşmana saldırmışlardır.

Bu metânet karşısında Cenabı Hak, zafer nâsib etmiştir. Savaş sırasında ahçıların, bir Şövalyeden aldıkları miğfer; son  zamanlara kadar, Topkapı sarayı ''Has Mutfağı'' kapısında mıhlı idi...

Zafer üzerine, Saded'din Efendinin tuttuğu ''Humma'' hastalığı, tamamen geçmiştir.