25 Ekim 1596 Cuma gecesi Sultan III. Mehmed Hân, otağı Hümâyûna Şeyhül'islâm ve Müftü'is Sakaleyn Hoca saâded'din Efendi'yi dâvet etti. Son bir meşveretle bulunmak istiyordu. Hâce-i Sultânı, girer girmez sordu:

- Hayırdır İnşa'Allah Devletlum!...

- Hayırdır Hocam, hayırdır... Bir noktada vuzûha varamadıkda...

- Mesele nedir acep? - Bir kısım Vüzerâ (Vezirler) derler ki: Allah korusun. Haçova'da muharebeyi kaybedersek; padişahın başımızda bulunması halinde, hem küffar çok şımarır, hem de askerimizin mâneviyatı bozulur!...

- Yani Orduyu Hümâyûnu, başka bir Serdâr'a tesliminizi m, isterler, Hünkârım?

- Velâkin bir ay önce Eğri Kal'asını fetheden bu askercikleriniz, size (Eğri Fâtihi) derlerken; cepheden uzaklaşmamız halinde, ne duruma düşerler Padişahım?

- Allah, sizin gibi âlimleri, başımızdan eksik eylemesin Hocam... Bizim dünyâ ve âhiretimizi aydınlatıyorsunuz...

- Cenâbı Hakk hemen sizi, Ecdâd'ı Kirâmınızın (Büyük Atalarınızın) yolundan ayırmasın Sultanım...

Ertesi mübarek cuma günü, iki tarafın da muazzam kuvvetleri, karşı karşıya yerlerini aldılar.

Düşman 300.000 kadardı.

Orduyu Hümâyûn ise, 150.000'e yakındı. Bunların 60.000'i Tımarlı Sipahi idiler. Gerisi Kapıkule ve Kırımlılardı...

Ön çarpışmalar, o gün başladı. düşman kırıldıkça geri çekiliyordu. Asıl Meydan Muharebesi, ertesi gün vuku bulacaktı... İki taraf da, o gece çok endişeli idiler. Ani baskınlardan çekiniyorlardı.

İşte o gece, 60.000 Tımarlı Osmanlı Sipahisi, vaziyetin ciddiyeti yüzünden ATLARINDAN İNMEDİLER, At üstünde uyudular.