Kanuni, II. Selim, III. Murad devirleri, ''Devleti Aliyye''nin en saltanatı günleri sayılır...

O mes'ud ve müreffeh günlerde ''Saray-ı Hümâyûna'' hediye ve ganimetler yağardı.

''Mısır islâhatına'' memur olan İbrahim Paşa, görevini hakkıyla eda etti. Gayet kıymetli hediyelerle, Derseadet'e döndü. bunlar arasında bulunan bir TAHT'ı Selânikli Mustafa Efendi şöyle anlatır:

''-... Seksenbin altından mÂmül, zümrüd bir Taht ki; cihânın cevheriyle süslenmiş, son derece san'atkârene işlenmiş, emsalsiz ustalar tarafından kurulmuştur...

Alelâde bir cevher olan ZEBERCED ve Firûze taşlarının, güvercin yumartasından küçükleri kullanılmamış idi...

Rengârenk mücevher arasında, Yâkut'un sarı ile mavisi ile; zümrüdün (yılanı kör edecek) güzellikte olanları seçilmişti...

Bu yüzden, dünyâda eşi ve benzeri ne görülmüş, ne işitilmiştir...

Taht'ın Saray-ı Âmire'de yeniden kurulmasına, devrin zurefâsından (zariflerinden) Derviş Bey ve kuyumcu İbrahim Beyler, görevlendirildiler...

O sırada herkes Taht'ta bir ''kıymet'' biçiyordu. Selânikliye sorulduğu zaman:

- Mühim olan şudur ki, zamanın ve yeryüzünün Halifesi olan Padişahımız Efendimiz beğensin ve üzerine oturmayı kabul buyursun... Asıl kıymeti, ondan sonra anlaşılır.... dedi.