''... Ordu'yu Hümâyûn böylece... KİLİ kalesini kuşatmaya başladı. Kalenin duvar ve kapılarını, küffârın taş yüreği ve öçle tıkanmış göğsü gibi delik deşik edecek; kale komutanının sinesi, korkudan şahrâ şahrâ yarılmıştı. Cemâziyül'âhir ayının 20. Çarşamba günü ise, artık dayanamayacağını anlamış, Hisar'ın teslim işine girişmişti...

Keremli padişah da, mübarek Cuma namazını, Hisar kilisesinde kılarak, kalenin teslim alınması bitince; AKKİRMAN'ın fethi için yola çıkacağı sırada; Kırım Hânı Mengli Giray 50.000 tatar askeriyle muzaffer Sultan'ın ordugahına katıldı. Padişahı kendi özüyle kutlayıp, başlara tâc oldu. Şanlı padişah ile atbaşı giderek, mezkûr ayın 25. gününde hep birlikte yola çıkıldı. Hareketlerinin dördüncü gününde AKKİRMAN'a ulaşıp, kaleyi karadan ve denizden kuşatmaya aldılar. Derler ki, Akkirman'ın sayısız silah ve mühimmatı ile 30 yıllık zahire ve peksimeti vardı.

 

Geçen yıllar sayısında, Hisar etrafındaki hendek derinleştirilmişti. Öyle ki, hayal direği bile, hendeğin dibine değemezdi. Padişah fermanı ile Sipahiler, bir haftada o derin hendeği doldurup dümdüz eylediler. Ber'rü bahirden (kara ve denizden) açılan top ve tüfek ateşiyle, kalenin iki kapısı düşürüldü. Geride kalan kâfirler, çaresiz (aman) dileyerek, kaleyi teslim ettiler. Recep ayının 16. cı gününde, Allahın yardımı ile padişahın zafer sancakları, kale burçlarına asıldı. Bir yandan da Osmanlı törelerine göre, Nevbet'i Sultani vurulmaya başlandı...

Padişahın hizmetine koşup geldiği için, Kırım Hanı Mengli Giray'a ak börk ve altınlı üsküf ile pek kıymetli armağanlar ve memleketine dönmesi  için izin verildi. Cihan padişahı ise Horasan Erenlerinden (Sarı Saltuk) yoluyla Edirne'ye doğru hareket etti...