Barbaros Hayreddin Paşa, ada kumandanına bir mektup yolladı:
''- Selâm Hüdâ'ya uyanlara olsun...
Nâmem eline vardıkta bilesin ki, size on günlük mühlet verdik. Adadan bir (hilâl) dahi almadan çıkıp, gidesiniz. Yok kalırsanız, Hak teâlâ şu zaif kuluna yardım eder de, fetih müyesser olursa; cümlenizi esir eyleriz. sonra bildik, bilmedik demiyesiniz!... diye yazdı.

Kumandan mektubu okuyunca aklı başından gitti. Derhal Başpapazı çağırttı:
- Var Barbarosa (kırmızı sakallı) ile konuş, ne isterse, yok deme. Zira bu Türk taifesi, akçayı pek severler... dedi.
Papaz gelince, Barbaros Hayreddin Paşa büyük Divan topladı. Daha önce Gazilere tembih ettiği için, hep birden bağrışmaya başladılar:
- Bizim Dinimize, Devletimize düşmanla anlaşmaya rızamız yoktur. Şâyet, Adadaki göbekli Burç ile Sen Pavlo Burcunu altınla doldursalar dahi, bize lâzım değildir. Ya 10 güne kadar başlarını alıp giderler... Yahut da, boyunlarını esaret halkasını geçirirler!...
Papaz bu söylenenleri aynen, ada kumandanına nakletti.
- Barbaros'un elinde bir şey yok!... İş askerin niyetinde... deyince, kâfir Şövalye:
- Benim onlardan korkum mu var?... diye kudurdu.
Burçlardan 3 pâre top attırdı. Kırmızı (HARP) Bayrağı çektirdi.
Barbaros Hayreddin Paşa da, som sırma Kırmızı bir Sancak dikti. Sancakta (Kelime-i Tevhid) yazılı idi. Yedi pâre topu, tek fitilden ateşletti. Allahın hikmetine bak ki, o toplardan biri, kâfir burcu üzerine dikilen bayrağın direğine rastladı. Bandırasıyla birlikte, baş aşağı eyledi.
Cezayir yalısında bir Ada vardı. İçinde Göbekli ve Sen Pavlo Burcu bulunan Kalesi İspanyol kâfirinindi.
İşte bu adayı almak için, Barbaros Hayreddin Paşa ile küffar arasında çarpışma başladı.
İspanyollar burçlarla iftihar eder!
- Müslüman beldesinde, iki ejderha gibi Burcumuz var!... derlerdi.
Bir kâfirin iki tarlası olsa, birini bu burçlara vakfederdi. Türle cenk âletleri yaptırıp, kaleye yollarlardı. Papaz geceleri, kale burçlarından Ada içine, yağmur gibi top güllesi yağdırırlardı. Bilhassa pazar geceleri bu işi ihmal etmezler, cümle Ümmet-i Muhammed'i sabahlara dek huzursuz eylerlerdi.
Gündüzleri ise, Ezân okunurken, minâreleri hedef alırlardı. Ezan esnasında minâreyi devirecek Topçuya, büyük bahşiş vaad etmişlerdi. Amma Allahın inâyeti, Sevgili Peygamberimizin mucizesi ve Bilâl-ı Habeşi hazretlerinin berekâtı sayesinde, tek müezzinin dahi burnunu kanatamadılar.