Vakta ki kâfirler, karabulut gibi yetişti. İşte o zaman, padişahımın atiyyesi (armağanı) Tig-i ateştâbı (kılıcı) kılıfından yalın eyledim. Allah Rızası içün, kâfirle cihâda niyyet edip, kendimi kartal misali düşmanın kalb cânibine çarptım.
Çünkü İspanyol Kralı, Tunusta Halkülvâd önüne asker döküp, kanlı cenge başladı. O zaman Gâziler dahi:
- Ya bizler, ne gün için dururuz!...
deyip, önce birer yaylım tüfenklerini boşalttılar. Ardından dalkılıç olup, kâfire daldılar. Şöyle ki:
Üçbuçuk saat Âlâ ceng oldu...
Kılıçlar al kan ile, lâl reng oldu.
Durmayıp Gâziler, serden geçerdi...
Ecel Terzisi, don biçerdi.
Netice-i kelâm, sözü ne uzatam...
Küffar leşinden tepeler oldu. Kelle dersen, bostan kesimi misali, ayaklar altına doldu.
Kulak, parmak, ayak, (dülger yongası) gibi uçar, tozardı. Kâfir başına, kıyametler kopardı...
Bizim Mücâhidler, küffâra göre nisbetsizdi. Ona rağmen geniş dünyayı, onlara dar eylediler. Gayri kâfirler takat getiremeyip, firara başladılar...
Lâkin Guzzâtın (gâzilerin) dahi yarısından ziyadesi, uçuşup, (Cennet-i Alâ'da) Mâkam buldular.