Bir de şu burcun üstüne, TOP koysak tedbir olmaz mı, demişler. Oraya top çıkarsak, en evvel kâfirlere kalb kuvveti vermiş oluruz. ''Bak osmanlı, baskından korkuyor'' derler...
Sözlerimi dinleyen Reisler hayretle:
- Devletlû paşamız... Hep başımız, sana bağlıdır. Hak teâlâ yaptığın işleri, ezeldeki takdirine uygun eylesin. Sen mücahid reisimize söz söyliyen her kim ise, cezalandır. Haddini bilmeyene bildirmek, öksüze kaftan giydirmek gibidir. Bizim başka şeyden haberimiz yoktur. Öl de, ölelim... Vur de, vuralım.
Tedbir dileyen 5-6 reis de Divanda idiler. Yüzlerine vurmadım. Amma vucutlarındaki bütün kılları, sanki çeşme gibi ter boşalttı...

Divanda bulunanlara:
- Oğullarım!...
Hak teâlâ, cümlenizden râzı ola...
Bu gece gemilerinizi hazırlayıp, piko (hazır) durasınız. İNŞÂALLAH seher vakti rüzgar içerden dönerse küffara mukabil oluruz. Kalbinizi sâfi tutasınız. HAK Erenler, bizimledir.
dedim.
Reisler ve Gâzilerin hepsi, gemili gemisine gitti.
Mûtadım veçhile (adetim olduğu gibi) ol gice de, sabaha kadar tazarru ve niyaz eyledim.
Sehere doğru, uyku ile uyanıklık arasında, şu rüyayı gördüm:
''... Yattığınız limanın yalısında, birçok küçük balık karaya çıkmış Amma ol küçük balıkların arasında iki tane de kocaman (karnıyarık) balık bulunurdu.
Bunları seyir edip duruken, mübârek yüzlü bir şahıs; bir al ata binmiş, dolu dizgin yanımıza geldi...
Bir peştemal dolusu, küçük balığı elimize uzatıp:
- bunları al, Ya Hayreddin!... sultan Süleymâna hediye et... dedi.
Sonra da bir RİK'A (güzel yazılmış kağıt) vererek kayboldu. Rik'ayı açınca, beyaz üzerine yeşil hat ile:
(- Nasrun min Allahı fethun karib ve beşşirli mü'minâne yâ Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem) deyu yazılmış. bunu okuyunca, yüzüme gözüme sürdüm.
- Sana hamd ve şükürler olsun ya Rabbi...
derken uyandım...
Kendi rüyamı, kendim tâbir ettim:
- İNŞAALLAH... ol ufacık balıklar, kâfir donanmasının küçük tekneleridir. Karnı yarık balıklar ise, kadırgalarıdır. Peştemal dolusu balık da, herhalde Sultan'dan gelecek bir müjde olmalı!... Yeşil Hatlı Rik'a ise, Allahın inayeti, Peygamberimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) mucizesi, evliyânın himmeti ile, zaferimize işaret ola...
Sabah namazında selam verince gördü ki, rüzgâr içerden dönmeye başlamış... Besbelli bu, Nusret rüzgarıdır. O zaman:
- BİSMİLLAH... Tevekkeltü al'ALLAH...
Niyyeti Gâzâ... Kasdı  kâfir!... DİYEREK MÜBÂREK SAATTE, 80 pâre tekne ile; kâfir üzerine (- HÜCÜÜÜÜM...) emri verdim.
Allahın hikmetine bakın, o gece kâfir donanması üzerine bir PUS çökmüş ki; birbirlerini göremez olmuşlar. Bizim de, limandan çıkacağımızı hiç hâyâl etmiyorlardı. Çünkü olur olmaz rüzgarla, Prevezeden çıkılması mûhal (imkansız) idi.
Zaten oraya lenger-endaz olalı (demir atalı) 3 gün geçmişti. Bizden bir hareket görmiyecek, yüreklenmişler!
Helbet Andrea Dorya'nın da, bir hesabı vardı. Lâkin Cenâb-ı HAKKIN hesabını, hesaba katmamış olsa gerek!
Nusret rüzgarını bize nasip eyleyen Yüce Allahımın yardımıyla, 80 pârelik donanmamızı 3 bölük eyledim:
Küçük tekneler küçüklerle, ortalar ortalarla, büyükler de kendi emsalleriyle; at- başı düşman üzerine gitmekte olduk.
Bizi Cihâd deryasına uçuran rüzgar, onların da üstündeki pusu (sisi) dağıttı. İşte o zaman gördüler ki, İslâm Donanması bindirip varır!... Bir şaşkınlık koptu ki, demek olmaz!...
Bütün sancaklarımızı dikip, arslanlar gibi; yolu yolunca cenge giriştik... Neticede (Donanmayı menhûselerinden= uğursuz gemilerinden), 36 pâre tekne alındı. Kalanı, firar ettiler. 2.175 kâfir, esir oldu... Kimisi de boğulup, cehennemi boyladı. Bizden ise 400 şehid, 800 yaralı vardı. Mecruhların yarasını, hoşca sardık... Şehidlerimizin kimini Deryâya, kimini Preveze'ye defn eyledik.
Bu büyük Gâzânın Şükrü için, yüzümü secdeye koyup hamdeyledim.