Rumeli hisarı inşâ edilirken; bazı Süvari birliklerinin hayvanları, ekili araziye girdiler... Bunun üzerine zaten ''ateş üzerinde oturan'' bizanslı Rumlar, derhal hadise çıkardılar.
İmparator sızlanmaya başladı.
Osmanlı adâleti şaşmaz bir şekildei suçlu değil de ''ihmâli görülenleri'' en ağır şekilde cezalandırdı. Buna rağmen gürültü büyüdü...

İmparator, köylüleri sur içine çekti. Sonra da bir mektupla, Sultan Mehmed Hân'a şunları söyledi:
''Aramızda mevcut anlaşmalar, bozulduğu için Konstantinopolis'in (İstanbul'un) kapıları kapatılmıştır. sulh oluncaya kadar açılmayacaktır. Şehir halkı kendisini, sonuna kadar müdafaa edecektir...
Müstakbel Fâtih susuyordu.
Boğazkesen inşaatı bittikten sonra, bütün ordusuyla İstanbul surları önüne geldi. Herşeyi gözleriyle gördü ve 50.000 kişilik Mücahidler Ordusuna gösterdi...
6 Eylül 1452'de son hazırlıklarını tamamlamak üzere TAHT Kenti Edirneye yöneldi. Adeta ''boğazı kesilen'' Konstantin XI. son bir çareye başvurdu...
13 Aralık 1452 günü, meşhur ayasofya Kilisesinde (o zamanlar kiliseydi); büyük bir âyin tertipledi. O gün orada ilân ettiler ki, doğu- batı, kuzey (katolik, ortodoks, protestan) bütün Hıristiyanlar, birleşmişlerdir. İslâma karşı, türke karşı yekvücûd olmuşlardır...
''Bütün küfür ehlinin, bir millet olduğunu, 900 yıl önce söyleyen yüce Peygamberimiz de (sallallahü aleyhi ve sellem) müjdelemişler ki:
''- İstanbul, elbette fetholunacaktır...''
Müstakbel Fâtih hazretleri, kış aylarını Edirne'de hummalı bir faaliyet ve ibâdet içinde geçirdiler...
Uğurlu 1453 yılının ''Bahar'' ayları girerken; Sultan II. Mehmed de Bizans topraklarına girmeye hazırlandı.
Bizzat kendisi, İmparatora ''Şah'' diyerek ''Mat'' etmek istiyordu. bu sebeble bütün taşları, piyonları toplatması lâzımdı.
Rumeli Beylerbeyi, Karaca Bey görevlendirildi.
O da aldığı ''Buyruk'' gereğini, eksiksiz yerine getirdi. Vize, Ahiyol, Yeşilköy gibi, son birkaç gediği de kapattı. Yanlız Selemliria (Silivri) mukavemet etti.
Böylece Kontantin Şehrinin, bütün müdafaa noktaları düşürüldü. İstanbul, yanlız başına -kaderine- terk edildi.
Artık karadan ve denizden, hücûma geçilebilirdi...
Doğu- batı, kuzey hıristiyanları uzaklarda idiler...
XI. Konstantin, telaşa düştü... ''İstanbul düştü'' sözünü işitmemek için, her çareye başvuruyordu.
Mezar taşlarından bile istifadeye çalıştı. Birçok yerlerinde gedikler, çatlaklar vardı. Fakat asıl çatlaklar, Bizansın (Hıristiyan âleminin) ahlâkında mevcuttu...
Çünkü ''Bizans Entrikaları'' hâlâ devam ediyordu. İmparator, müstakbel Fâtih hazretlerini, ''Sulh için'' kandırmaya çalışıyordu. Elçilerin biri gelip, biri gidiyordu.
Fakat Sultan Mehmed Hân biliyor ve isbat ediyordu ki:
''- Müslüman, iki defa aldatılamaz...''