Osmanlı Padişahlarının en genci, fakat en büyüğü...
Es-Sultanibnüs-Sultan, Gâzi Mehmed (II) Hân hazretleri, buyurdu ki:
''-... Ne vech (sebep) vardır ki, ânın gibi menzil-i şerif ve makâm-ı lâtif (İstanbul); bizim vasat-ı memleketimizde ve arsa-ı Vilâyetimizde (vatanımız ortasında) buluna!..

Ve dahi eyyâmı Devletimizde (padişahlık günlerimizde); kefere ocağı ve bagiler (eşkiyalar) yatağı ve tâgiler (isyancılar) durağı ola!..
Fetihden bir müddet önce, Bizans imparatoru ölmüş, yerine XI. Konstantin geçmişti. (6 Ocak 1449)
Bu sırada Sultan Mehmed II. Hân'ın da belirttiği gibi, Devleti aliyye (Osmanlılar) gittikçe genişlemektedir. Bizans İmparatorluğu ise, topraklarımız arasında, sıkışmaya devam etmektedir...
O kadar ki Muhteşem (!) Bizans imparatorluğu; Silivri, Vize gibi birkaç kasaba ile; İstanbul'dan ibaret kalmıştı.
Buna rağmen ''çıban başı'' olmaya devam etmektedir. Şöyle ki:
a) İstanbul Boğazı, onların elinde kaldıkça, Osmanlıya huzur yoktur. En vahim (kritik) anlarda; Rumeliye asker geçirmek, çok geç ve güç olmaktadır.
b) Ortodoks- Katolik mezhebleri arasındaki ihtilâfa rağmen; Hıristiyan âlemi, Bizansı hâlâ kıymetli bir ''hâtıra'' olarak muhafaza etmek istemektedir... Onun için yardımlara, aralıksız devam olunuyordu...
c) ''Bizans Ebtrikası'' adı verilen fitne kazanı, şöyle çalışıyordu:
a) Osmanlı Hânedânı arasında, her fırsatdan yararlanıyordu. Taht'ta bulunan padişaha karşı, hak iddiasında bulunan bütün fertler destekleniyordu...
Padişahların vefatında, hayatda kalan oğullarından hiç olmazsa birisi, İstanbul'a dâvet olunuyordu. Böylece Osmanlı tahtı, daima tehdit altında tutulabilirdi. Şu anda bile ''Şehzâde Orhan'' ellerinde bulunuyordu.
b) Osmanlı aleyhine teşekkül eden her kuvvete yardım ediliyordu. Gerek Hıristiyan âleminde (Venedik, Ceneviz, Papalık) gerekse bu tarafda (İran, Karaman gibi) müttefikler aranıyordu.
c) Anadoluda TÜRK-İSLAM Birliği kurulmasını engellemek için, Bizans hiçbir şeyden çekinmiyordu.
d) İstanbul'un etrafı Osmanlı toprakları olduğu halde, Bizansa deniz yoluyla gelebilen Haçlı Ordular; kolaylıkla Türk topraklarına saldırabiliyordu.
Osmanlı Donanması halen ''Gelibolu'da üstlenmekteydi. Halbuki İstanbul, mükemmel bir '' Deniz Üssü'' ve Pâyitaht (Başkent) olmaya daha lâyık idi.
İşte bu sebeplerle 900 yıl sonra, adını taşıdığı ''Yüce Peygamberimizin'' medhine lâyık olmağa niyetlenen II. Mehmed Hân buyurdu:
- Ya biz Bizansı alırız, ya Bizans bizi!...