Osmanlı padişahları arasında, beş MURAD Hân mevcuttur. Bunlardan ilk dördü, olağanüstü dindâr ve üstün meziyyetli idiler. Sonuncusu ise, bir talihsizlik eseri, sinirlerini bozmuş ve tahttan çekilerek, uzun süre tedavi görmüştür.
Bunlardan İkinci Murad Hân'a bir büyük Veli:
- İstanbul'un fethini siz ve biz göremeyiz amma; şu Şehzâde (Fâtih) ile şu çömez (Akşemseddin) İnşâ'Allah görürler... dediği için, tahttan feragat etmiş; kendi eliyle Fâtih Mehmed'i, sultanlığa getirmişti. İşte bu büyük Padişah vasiyyetnâmesine, şunları bilhassa yazdırttı:
''- Ve dahi vasiyyet eyledik ki: Bir yakût yüzüğümüz vardır, bir yanında deliği olup, 95.000 akçeye satın alınmıştır. Vezni (ağırlığı), bir miskalden ziyadedir. (5 grama yakın)... Anı (yüzüğü), satalar ve kabrimiz yanında, Kur'ân-ı kerim tilâvet edenlere sarf edeler. Taa ki, tükeninceye dek...
Ve dahi vasiyyet ederim ki; Bir elmas taşlı yüzüğümüzü dahi satıp, günde 70.000 kere (Kelime-i Tevhid) çektireler. Bir nice 7 gün, buna devam edeler. Eğer ki satılmazsa rehn edeler. Bâdehu satıp borcumuzu ödiyeler...
Gene öz parasıyla satın aldığı bazı mallarının da satılarak, Bursa'da üstü açık bir Türbe yapılmasını vasiyyet etti. Çelebi Mehmed'in oğlu ve Fâtih Mehmed'in babası; işte böyle bir Vatanperver ve böyle hâlis bir dindâr idi. Bursa'ya gidip de, O'na ve sevdiklerine bir Fâtiha okuyanlara, ne mutlu.