Padişah dahi, İslâm askerlerini topladı. ''Gâzâ'' niyetine yürüdü...
Üsküp'ten beri, Karadonlu Dağından varıp, öte yüze aştı. İsa Bey dahi orada, gelip Hünkâr ile buluştu. Padişah:
- Var bu hisarı iste!...
dedi.
İsa Bey dahi, Hisar üzerine varıp, dizdârından (kumandandan) istedi. Dizdâr dedi ki:
İsa Bey!... Bizim dinimizde, kralımıza hain olmak yoktur. İsa Bey kızdı:
- Hey budala kâfir!... Sizin despotunuz (Vılakoğlu) ölmüştür. Ya siz, kime ''Kral'' dersiniz?
- Bosna Kralı'nın avradı, bizim despot'un kızıdır. O kız, bizim Kralımızdır.
İsa Bey daha da kızdı:
- Hey akılsız dizdâr!... Hiç bilmez misin? Bu gelen Padişah, Fâtih Sultan Mehmed Hân Gâzi'nin kendisidir... İstanbul'u görmediniz mi ki, ne eyledi?
- Hele gelsin, biz de görelim...
Sonra Padişah dahi, devletle gelip hisar üzerine düştü. Ceng başladı. Beşinci gün, hisar fetholundu. O kadar altın gümüş buldular ki, hesapsız!...
Hisara, müslümanları koydular. İtimat ettikleri kâfirleri de, yerlerinde kodular. İtimad etmediklerinin işi, ne ise gördüler.
Hünkâr oradan, devletle  göçtü. Hüdavendigâr'ın Şehid olduğu Kosova yurduna kondu. O'nun ve Şehidlerin ve Mücâhidlerin ruhları için, nimetler pişirildi. Dualar okundu. Hatimler indirildi.