Sultan Murad yürüdü, Yenişehir'e çıktı...
İsfendiyaroğlu işitti ki, Osmanlı gelir, onlar da karşı yürüdüler.
Bolu üzerinde buluştular. İyi cenk olundu.
İsfendiyarlıdan çok adam tutuldu. Çok adam kırıldı. İsfendiyar'ın kendisi dahi ''çormak'' (bir nevi topuz) darbesi yedi. Kaçıp sinop'a düştü.
Sultan Murad ardınca vardı. Kastamonu'ya girdi. Ülkesini zaptetdi. Bakır küresini (mâdenini) dahi işletti.
İsfendiyar gördü ki, Osmanlının devleti, daima yükselmekte. Küçük oğlunu, Murad Hân'a elçi yolladı.
Dedi ki:
- Murad Hân, Oğul!...
Senin babanda, Deden de ''ihsân sahibi'' idiler...
Sen ki ''yiğitlik sahibi'' Murad Hânsın ve ''murad verensin''...
Bağışlayıcısın.
Şimdi gel, kerem eyle!...
Bizim küstahlıklarımıza aldırma, affeyle.
Sen dahi, lütûf ve ihsan eyle...
Kızımı, sana vereyim. Dâmâdım ol, oğlum ol.
Biz de, askerimizle varalım. Hizmetine duralım... dedi
Devlet, böylece hem gelin, hem toprak sahibi oldu.