''Hüdâvendigâr'' a Sırp, Elçi yolladı. Kağıda:
''Kardeşim Hân'' diye yazmıştı.
- Gel Kosova'da buluşalım... Ya cenk ederiz, ya sulh ederiz. Yanlız, oğullarınıda getir. Ben de tek oğlumu getireyim. Sonra, iyi  silâh ve hazırlıkla gel. Ben de seni, iyi silâh ve hazırlıkla karşılayalım... dedi.

Murâd Hüdâvendigâr iki oğlunu, bile aldı. Biri Bâyezid Beğ ki, Kütahya ve Hamideli, O'nun sancağı idi. Biri Yakup Çelebi idi. Karasi sancağı da O'nun idi.
Murâd Gâzi emretti, her il'in Beğleri, iyi asker toplıyalar. Hazırlıklı geleler!...
Kosova da duruştular. Kâfirler, İslâm askerini görünce; gönderlerini (bayraklarını) kaldırdılar. Yürüdüler!... Sağda Bâyezid Hân, solda Yakub Çelebi durdu.
Gâzilerde ''tekbir'' getirdiler. Küffâra yürüdüler.
''İki namaz ortası'' na dek, cenk edildi...
Bâyezid Hân da, Yakub Çelebi de, iyi kılıç ettiler. Askerleri dahi, öyle vuruştular.
Sırplar, ''Çelebi'' yanına yüklendiler. Bu tarafın askeri kırıldı. Gene o yandan, bir saçaklı  Sırplıyı gelir gördüler... Doğru, Murad Gâziye gider. Süngüsü ardında sürünür, külahı elinde, Hân'a doğru yürür. Gâziler, karşı durdular...
- Çekilin! Benim adım Miloş. El öpmeye geldim! Hem müjdeciyim. Sırp kralını, oğluyla tutmuşlar; getirirler, işte bakın!...
deyince, Mücâhidler bıraktılar.
O  ''Mendebur oğlu'' da Hâna erişip, süngüsünü sapladı...
O saat, Hânın üstüne çadır kurdular.
Gerçek de, sırp kralı ve oğlu esir olmuştu.
Meğer ki, Hüdâvendigâr, Hüdâsına kavuşmuş ola!...