Murad Hân Gâzi gördü ki; düşmanın biri şarktan, diğeri garpten saldırır... Kendisi hiçbir yana teveccüh etmedi. Tahtında karar etti.
Bekledi ki, Macarları göre...
Macar dahi yürüdü. ''Güvercinlik'' Kalesi, üzerine düştü. Toplar kurdu. hisara atmaya başladı.
Hünkâr, Rumeli Beylerbeyini ve Gâzileri görevlendirdi. Onlar da varıp, kâfire yakın bir yerde durdular.

Sancak Beyi ''Vidinli Sinan'' dedi ki:
- Hey Beğler!... Biz, Hünkârımıza hâinleriz...
Beylerbeyi, bu söze öfkelendi:
- Bu ne sözdür ki, sen söylersin?
Gâzi sinan cevapladı:
- Ya biz neyiz ki!... Kâfir şuraya geldi. Padişah Hisarını dövedurur. biz tınmayız!... Sessiz otururuz.
Beylerbeyi dönüp, lâfladı:
- Burası, senin Uç Beğliğindir. Bize bir esir al da, düşman ahvâlini öğrenelim. Yoksa tedbirsizce varıp, Hünkâr askerini kırdıralım mı?
- Düşman ahvâli belli değil mi? Kâfir toplarının sesinden, atlarımız tavlasını yıkar!...
diyen Vidinli Sinan, at sırtına bindi. Çağırdı:
- Bre gönüllü Gâziler!...
Gâzâ Erlerindir, kadınların değil...!
Sonra kâfir üzerine yürüdü.
Akıncılar ve Beylerbeyi dahi, ardınca göçtüler. Sabah sabah, küffâr üzerine çıkageldiler. Üç bölük olup, ''KÖS'' vurdular.
Bir kezden ''TEKBİR'' getirdiler.
Allahın inâyetiyle, kâfirleri bastılar, kırdılar.