Sultan Murad Hân buyurdu:
- Martolos Doğan'ı gönderin, öğrenip gelsin!...
Öyle yaptılar. Martolos Doğan gayetli dil- bilir, yaman bir câsustu. Sorup bildi. Geri geldi. Dedi ki:
- Bu gelen kâfirlerin biri, Leh Banı'dır. Biri, Çek Banı'dır. Birisi, Lök Banı'nın oğludur. Her birisi, kendi memleketlerinde Kral âyârıdır. Ancak fesâdın başı, Hunyad Yanoş'tur. Önlerine düşüp getiren o'dur.
Hünkâr işin doğrusunu bilince, hemen Hak teâlâya sığındı. Kâfir askerini görünce, atından yere içdi. İki rekât (Hâcet Namazı) kıldı. Rabbine niyâz edip, yüzünü toprağa sürdü. Cuma günü mübarekte, Kosova'da kâfirlerle vuruştu. Ertesi günde yaman cenk oldu. Nice beyler can verip, şehidlik aldılar...
Kâfir Banları da, askeri de öldü. Kimini, diri tuttular.
Çek Banı, esir olmuş. hünkâra getirdiler. sultan sordu:
- Biz, sizinle düşmanlık etmedik. Ya siz, bizim memleketimize neden geldiniz?
Kâfir cevap verdi:
- Neden olsun? Gözümüze görünecek (esirlik) varmış!... Ancak destûr verirsen, iki söz söylemek isterim...
- Söyle!
- Beni serbest bırakırsan, her yıl 5.000 askerle hizmetine gelirim. Ayrıca 10 parça hisar (kale) vereyim... Ayrıca ülkeme Haraççılar gönder ki vergi toplasın...
Gâzi Hünkâr cevap verdi:
- Allahın inâyeti, bize yeter... Senin hiç bir şeyine ihtiyâcımız yoktur. Ne malına, ne kalene, ne nökerine (askerine)!...
O zaman, Çek Banı dedi ki:
- Senin gibi (Yüce Padişâh) üzerine varana, ne belâ gelse azdır!...