ORHAN Gâzi'nin bütün gayreti, Allah rızasını tahsilden ibaretti. Babası ve ataları gibi o da, bütün ömrünü İlâ'yı Kelimetûllah için vakfetmişti. 1335 yılında, sadece Yüce Allahın rızasını kazanabilmek gâyesiyle Allah kitabı olan Kur'ân-ı Kerimin TÖVBE Sûresinde zikredilen (Takva üzerine kurulan MESCİD) emri mucibinde, Tahtkenti BURSA'da bir Câmi yapılmasını istedi. böylece ehli takvâya bir barınak, dindarların beş vakit toplanacağı bir konak kurulmuş oldu. Ayrıca Câmi yanında fukara için, yemek tepsileriyle donanmış bir İmârethane dahi kuruldu.

Şehrin iç kalesinde MANASTIR adıyla tanınan Kiliseyi de, MEDRESE haline getirerek, talebelerin kalabilecekleri yatakhaneler yapılmasını emretti.
Masrafları karşılamak üzere gerekli sağlam VAKIF'lar tesis ederek, gelirlerini Müderris (öğretmen), tüllâb ( talebeler) ve hudemâya (görevlilere) tahsis eyledi. Her birinin hizmet ve ücretini vakfiyelerde tahrir ile, cümlesinin hukûkukunu tahkim kıldı.
SAHİHİ BUHARİ'de mezkûr: (Hayır işlerinde yarışınız...) Hadisi şerifine uyarak, daha nice nice hayır ve hâsenat işlerini tedvir eyledi.
İşte OSMANOĞULLARI Soyunda, Yüce İSLÂM DİNİ için Câmiler, İmâretler, Medreseler, Kervansaraylar yaptıran ve bunlar için gerekli Vakıfları tesis eden ORHAN GÂZİ, öncülük etmiştir. Ondan sonra gelen üstün yaratılışlı evlâd ve torunları da, aynı kolu takip etmişlerdir.
Yeryüzü, vakar sahibi ol Padişâhların hayır ve hâsenat âsârı ve hüsnü etvârıyla, bir tarih olmuştur... diyor hoca Saadeddin Efendi (Tâc'üt Tevarih) adlı eserinde.