Sabahın acımasız ayazı vücuduma vuruyor. Ben ise pardüsemin içinde büzüşerek görev yaptığım okula doğru yol alıyorum. Yol alırken de ülkemin içinde bulunduğu sorunları düşünüyor, kendi çapımda çözümler bulmaya çalışıyorum. Nihayet görev yaptığım okulun sıcak kapısı görünüyor, sıcak kapısı diyorum çünkü içeride eğitim yapmaya uygun sıcak bir ortamın olduğunu biliyorum. O sıcaklığı düşünerekten giriyorum içeriye. Öğrencilik hayatımda, Lise son sınıfa kadar kış aylarında okul benim için bir düşman gibiydi. Çünkü okulda sıcak bir ortam yoktu. Okulda ilk dersim 9-A sınıfındaydı. Sınıfa girdiğim zaman öğrencilerin yüz hatlarından sıkıntılı olduklarını anlıyordum. Sorunun ne olduğunu öğrendiğimde benim de yüz hatlarım sıkıntılı bir hal alıyordu. Gündüz o cadde senin, bu cadde benim oyun peşinde koşan çocuklar, nereden bilebilirlerdi ki akşam elektriklerin kesilmesi nedeniyle okul derslerine çalışamayacaklarını. Ertesi gün öğrenci okula isteksiz gelmekteydi. Öğrencinin bu hali antremansız maça çıkan bir boksörün halinden farksızdı. Benim gibi genç eğitimcilerin pek alıış olmadığı "Akşam elektrikler kesildi, ders çalışamadım" cümlesi son zamanlarda kulaklarımızı tırmalar oldu. Yıllanmış şarap diyebileceğimiz öğretmenlerimiz ise eski bir nostaljiyi tekrar anımsadılar. Peki bu elektriklerin kesilmesinin nedeni neydi? Giderek artan enerji ihtiyacna karşın, niçin bugüne kadar önlem alınmamıştı. Sorun büyüktü ve giderekte büyümekteydi. Enerji açığını kapatmak için ne yapılabilirdi? Nükleer santraller kurmak enerji açığını giderebilir miydi? Öğrencilerin bu sorunlara boş gözlerle baktıklarını gördüktükten sonra, öğrencilere alternatif enerji kaynaklarını ve en önemlisi olan Nükleer Enerjiyi anlatmam gerektiği yargısına vardım.

Bugün itibarıyla başlayacağımız bir Nükleer enerji santrali yapımı normal koşullarda 7 yılda bitirebilecekti. Peki 7 yıl boyunca büyüyecek olan enerji açığı nereden karşılanacaktı. Öncelikle nükleer reaktör yapımına bir an önce başlanmalıydı. Başlanılacak mekan belliydi. Anamur civarındaki Akkuyu mevkisiydi. Akkuyu'da deprem 2000 yılda bir meydana gelebilmekte, meydana gelen depremin mağnititü (şiddeti) 6.5'u geçmemekteydi. Eğer yapılan reaktör, 7 şiddetine dayanıklı olacak şekilde yapılırsa, sismik olarak herhangi bir sorunla karşılaşılmayacaktı. Toryum ve uranyum rezervleri yönünden ülkemiz 1. sıradadır. Nükleer reaktörlerde kullanılacak yakıt uranyum, toryum ve plütonyumsa niçin nükleer santral kurmayacaktık?

 

Nükleer enerji, alternetif enerji kaynakları içinde çevreye en az zarar verenlerden biriydi. Ancak dış mihrakların etkisiyle(enerjiye doymuş, sanayileşmiş devletler) nükleer enerji hakkında bilinçsiz olan halkımız, olumsuz yönde etkilenmekte ve ülke genelinde nükleer enerji karşıtı faaliyetlerde bulunmalarına sebep olmaktadır. ABD'de 110 tane nükleer santral varken, ülkemizde bir tanenin kavgasını yapmanın pek anlamı olmasa gerek.

 

Nükleer santrallerin dezavantajlarından biri, atıkları nasıl muhafaza edileceğidir. Atıklar yerin derinliklerine gömülebildiği gibi, kutuplarda buzullar arasında saklanabilmekte veya uzaya gönderilebilmektedir. Buna göre ülkemizde kuracağımız nükleer reaktörün atıklarını da atık havuzlarında veya yeraltında sıkıştırarak saklanabilir. Şunu da hiçbir zaman unutmamak gerekir ki; ulu önderin "Yurtta sulh, cihanda sulh" vecizesine binayen, nükleer atıkları gelişmiş ülkelerin yaptığı gibi atom bombası yapmamaya kendimize söz vermeliyiz.

 

Şu ana kadar dünya'da 3 tane nükleer santral patlması olmuştur. Bu patlamalarda ölen insan sayısı bir elin parmaklarını geçmemekteydi. Patlama nedenleri ise aşırı dikkatsizlikti. İşte o an arka tarafta oturan Ayşe atılarak, " Hocam, biz bu işi bilinçli yaparsak herhangi bir sorunla karşılaşmayız değil mi?" diye soru yöneltti. 1986'da Ukrayna'daki Çernobil Nükleer santralinin patlamasında aşırı dikkatsizlik ön plandaydı. Biz nüklleer reaktörün ilk temellerinin atılışından sonuna kadar dikkat içinde bu işi yaparsak herhangi bir sorunla karşılaşmayacaktık. Önce 1.sini sonra 2. sonra 3. diye ülkemizdeki reaktör sayısını artırıp, gideceğiz dedim. Sınıf başkanı Ali, "Hocam Nükleer enerji tamam da, bu nükleer santralin yapımı esnasında biz artan enerji ihtiyacımızı nereden karşılayacağız" dedi. Ülkemizin büyük sorunu da buydu. Giderek büyüyen enerji açığımızı çözmek için alternatif enerji kaynaklarına yönelmemiz gerekmekteydi. Jeotermal santrallere yönelerek enerji açığı giderilebilir. Ülkemiz aşırı fayların bulunduğu bir alanda bulunması ve yeraltı suyu kapasitesinin yüksek olması nedeniyle jeotermal enerjiye yönelmek kaçınılmaz olmakta. Ayrıca doğalgaz ile çalışan termil santraller tüm ülke genelinde yaygınlaştırılmakta doğalgaz temininin hangi ülkelerden gerçekleştirileceği hemen kararlaştırılıp, gerkiyorsa Mavi akım projesi faaliyete geçirilmelidir. Ülkemizde linyitle çalışan termik santralleryapmanın bir anlamı yoktur. Çünkü ülkemizdeki linyitler kalitesiz olup, çevreye çok zarar verebilmektedir. Bu nedenle doğalgazla çalışan termik santrallere yönelmek gerekmekte dediğim anda zil çalmaktaydı. Öğrencilere gelecek ders deprem hareketleri ve Türkiye'de depremin nasıl meydana geldiği konularını işleyeceğimizi söylerken dersimi tamamladım.