Sultan Vahdettin, İtalya’da vefat etti, Şam’a defnedildi

Sultan Vahdettin, 1926’da İtalya’da vefat ettiğinde 15 gün cenazesi kaldırılamamıştı. Sebeb ise çevre esnafa olan borçlarıydı. Eğer denildiği gibi “hain” olsaydı, giderken yanında neler götürmezdi ki!..

Otuz altıncı ve son Osmanlı padişahı, yüz birinci İslâm halifesi olan Sultan Vahdettin, 4 Temmuz 1918’de ağabeyi Sultan Reşat’ın vefat ettiği gün padişah ve halife oldu. Ancak çok kısa bir süre sonra takvimler 16 Mart 1920’yi gösterirken Osmanlı toprakları İtilaf devletleri tarafından işgal edildi. Bütün girişimlerin sonuçsuz kaldığını ve işgal altındaki İstanbul’dan vatanın kurtarılamayacağını anlayan Vahdettin Han, güvendiği kumandanları Anadolu’ya göndermek ve kurtuluş mücadelesini oralardan başlatmak istedi. Ancak davet edilip vazife verilen bütün kumandanlar; “Dış dünyaya karşı harp edilmez. Bu iş olmaz. Yeniliriz.” diyerek gitmeyi reddettiler.

KURTULUŞ ANADOLU’DA

Sultan’ın kurtuluşun Anadolu’dan gerçekleşeceğine ümidi tamdı. Bir ara kendisi gitmeyi düşündü ise de, İngilizler, “Eğer Anadolu’ya geçersen İstanbul’u Rumlara işgal ettirir, taş üstünde taş bırakmayız.” diyerek engellediler. Bunun üzerine bir gün saraya çağırdığı Mustafa Kemal’i; “Paşa! Paşa! Şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin. Ancak asıl şimdi yapacağın hizmet, hepsinden mühim olabilir. Devleti kurtarabilirsin!” sözlerinden sonra, büyük yetkilerle Anadolu’ya gönderdi. Böylece İstiklâl mücadelesi başlamış oldu.

GURBETTE VEFAT

İstiklâl Harbi zafer ile neticelendikten sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümeti 1 Kasım 1922’de hilafet ile saltanatın ayrıldığını ve saltanatın kaldırıldığını bir kanun ile ilan etti. Vahdettin Han’ın adı hutbelerden kaldırıldı. Bunun sonucunda Sultan Vahdettin Han 17 Kasım 1922 Cuma günü Dolmabahçe Sarayı’ndan Malaya harp gemisi tarafından alınıp Malta Adası’na götürüldü. Oradan Melik Hüseyin’in daveti üzerine Mekke’ye oradan da İtalya’daki San Remo şehrine giderek ikamet etti. Vahdettin Han, acı ve sıkıntı içinde geçen bir sürgün hayatından sonra, 16 Mayıs 1926’da İtalya’da vefat etti. Cenazesi Şam’a getirilerek Sultan Selim Camiî kabristanına defnedildi.

ATEŞ İÇİNDE BİR VATAN

Vahdettin Han’ın vatanının ve milletinin uğradığı felaketler karşısında neler düşündüğü ve neler hissettiği kayıtlara geçmiş şu hadiseden çıkarılabilir:

1919 senesi Ramazan’ında bir sabah Yıldız Sarayı’nda yangın çıkar. Kısa zamanda büyüyen alevler, Sultan’ın geceleri kaldığı daireyi de sarar. O geceyi tesadüfen Cihannüma Köşkü’nde geçirmiş olan Vahdettin, yangını haber alınca, üzerine pardösüsünü giyerek dışarı çıkar. Köşkün önünde hiç telaş göstermeden yangını seyrederken çevrede ağlayanları görünce gözleri yaşararak, “Benim vatanım ateş içinde, onun yanında bunun ne kıymeti var.” demekten kendini alamaz. Ancak gelin görün ki vatanına bunca bağlı bir padişah ülkesinden ayrıldıktan çok kısa bir süre sonra (dört yıl) yaşadığı yabancı memleketlerde vefat edince, kasaba, bakkala ve fırına olan borçlarından dolayı cenazesi 15 gün boyunca tabutunda kalmış ve borçları ödenmeden naaşı kaldırılamamıştı.

SULTAN VAHDETTİN

Sultan Abdülmecid ile Gülistü Sultan’ın oğulları olarak 2 Şubat 1861’de dünyaya gelen Sultan Vahdettin, 4 Temmuz 1918’de Osmanlı Devleti’nin otuz altıncı ve son padişahı olmuştur. Tam anlamıyla iflasın eşiğinde olan bir ülkeyi idare etmekle çetin bir imtihan yaşayan Vahdettin, 17 Kasım 1922 tarihinde ülkesini terk etmek zorunda kalmış ve vatanından koparken yanında şahsî ve pek cüz’î mal varlığından başka bir şey götürmediği için yokluklar içinde yaşadığı hicret hayatını, 16 Mayıs 1926’da noktalamıştır.