Askerî denizaltılar

Alm. Unterseeboot (U-Boot) (n), Fr. Sous-Marin (m), İng. Submarine. Deniz sathının altında seyredebilen deniz vasıtası. Denizaltı târihi çok eski zamanlara dayanır.

Denizaltıda dikey ve yatay olmak üzere iki hareket vardır. Denizaltıda dikey hareket:Dalma ve çıkma olarak târif edilir. Dalmak için denizaltı basınca dayanıklı sarnıçlarına su alır. Ağırlaşan denizaltı dalışa geçer. Satha tekrar çıkabilmek için alınan su dışarı atılır. Bâzı denizaltılarda ise mukâvim tekne dışında yer alan mukâvim olmayan dalma sarnıçları vardır. Denizaltılara yatay hareketi ise pervane motoru sağlar. Ayrıca yatay ve dikey hareket, ufkî ve amudî dümenlerle yönlendirilir. Modern denizaltılarda dalışı hızlandıran gemi baş tarafında yer alan burgu ufkî dümenler mevcuttur.

Ana mukâvim tekne, denizaltının dalabileceği umku (derinliği) tâyin eder. Mukâvemet denizaltı teknesinin şekli ile de ilgilidir. Dâire kesitli sigara biçimindeki denizaltı basınca dayanıklıdır. Ceviz gibi küre denizaltı daha mukâvim olup, çok derine dalabilir, ancak hidrodinamik yapı silindirik şekli ön plana geçirmiştir. Ayrıca denizaltıda mümkün mertebe az delik olmalıdır. Buna rağmen Periskop, Anten, Şnorkel, Çıkış kaportası, Torpido kapakları gibi birçok delik vardır. Bu delikler su sızdırmaz bir şekilde kapatılır.

Mukâvim tekne dışında kule ve dalma sarnıçları vardır. Dalma sarnıçları bâzan geminin başında ve kıçında; bâzan da bütün bünyeyi yorgan gibi sararcasına yer almıştır. Her dalma sarnıcında iki delik vardır. Bir delik altta olup, dalışta su bu delikten girer. Diğer delik yukarıda olup, dalış yapılacağı vakit açılarak sarnıçtaki havanın kaçmasına yarar. Boşalan hava yerine su dolunca, denizaltı dalışa geçer. Tekrar su üstüne yükselebilmek için yukardaki delikten sarnıca bu defâ hava üflenir. Basınçlı hava sarnıçtaki suyu alt delikten dışarı atınca, denizaltı yukarı çıkar.

Denizaltının dalışı gemi pervânesine yol vererek, dümenler kullanarak hızlandırılır. Geminin su altında dengeli olarak durabilmesi için gemi içinde ayrıca suyu birbirine nakleden tirim (denge) sarnıçları vardır. Geminin aşağı yukarı hareketini hassas olarak ayarlayan bir de nazm (telâfî) sarnıçları vardır.

Kapalı bir hacim olan Klasik ve Nükleer denizaltıda, makine ve cihazların hacimleri dışında kalan hacme serbest hacim denmektedir. Bu serbest hacimde personelin soluduğu hava ile birlikte çeşitli kaynaklardan çıkan gaz ve parçacıklarda bulunur. Bunlar;

* Personelin ürettiği karbon dioksit,

* Cihazlardan çıkan ozon,

* Dizellerden çıkan karbon monoksit-kurum-motorin buharı-yağ buharı,

* Pillerden çıkan stibin-hidrojen,

* Mutfaktan çıkan yağ buharı,

* Elbiselerden çıkan parçacıklar ve sigaradan çıkan kül-karbon dioksit.

Klasik denizaltıda mecbur kalınmadıkça bu atmosfer şnorkel işlemi ile değiştirilir. Nükleer denizaltıda deniz suyunun elektrolizi sonucu elde edilen oksijene diğer solunum gazlarının ilavesi ile değiştirilir.

Her iki gemi tipinde de bu karışımdaki parçacıklar Filtrelerden ve Statik toz tutuculardan geçirilerek süzülür.Diğer gazlara nisbeten fazla olan ve başlangıçta gemi içi atmosferde binde bir olan karbon dioksit, klasik denizatıda serbest hacime-personel sayısına bağlı olarak bir süre sonra yüzde 1.9 seviyelerine ulaştığında hava yüzde 98 sodyum hidroksit-yüzde 2 sodyum silikat’tan oluşan karbon dioksite aç bir madde tanecikleri ile dolu “Kalipatron” kutularından geçirilir.Bu sayede boğucu olan bu gazın oranı,düşünme hızını yavaşlatan yüzde iki seviyesine yükselmeden sabit tutulur.Başlangıçta yüzde 21 oranında olan oksijen, yüzde 18 sınırından sonra tüplerden personelin harcama miktarınca kontrollu bir şekilde bot içi atmosfere verilmektedir.

3-Denizaltıda acil durumlar: Bir denizaltı için en tehlikeli acil durum yangındır.Akaryakıt,elektrik,metal ve adi (kağıt-bez) yangınlar doğru teşhis edilmeyip yanlış müdehalede,çok çabuk birbirlerini tetikliyebilmektedirler.Yangın bakımından geminin bütününü riskli kabul edilip Kontrol-Bakım-Kayıt ile bu risk kontrol altında tutulmaktadır.

Satıhta veya dalmış haldeyken başka gemiyle çarpışma sonucu veya tekne delinmesi/basınçlı deniz suyu devrelerinde hasar sonucu bot dahiline yüksek basınçlı su girmesi de diğer bir acil durumdur.Giren deniz suyunun “Pil asidi” ile karışması halinde sarımsak kokulu zehirleyici,”Klorin” gazının çıkmasına sebebiyet verirerek,ikinci bir acil durumu tetikleyebilir.Bu nedenle hassas durumdaki denizaltının seyirlerinde, diğer gemilerin rota-sürat-mesafe değerleri devamlı takip edilmekte ve tekne saçı,kaynak yerleri,denizsuyu basıncına dayanıklı boru devrelerinin sörveyi periodik olarak yapılmaktadır.

Geminin çeşitli faaliyetlerine göre acil durumlar çeşitlenmektedir.

Klasik Denizaltılar

Makine devrine geçilmeden önce insanoğlu su içinde dalma ve seyir yapabiliyordu. Denizaltının ilk olarak resmini çizen Leonorda Da Vinci’dir. William Bourne 1580 senesinde denizaltı dizaynını gerçekleştirdi. Çok basit de olsa Cornelius Von Drebnel ilk olarak denizaltıyı tatbik sâhasına koydu. Drabnel, 1620 yılında küçük üstü kapalı bir tekne yaparak, nehrin 4-5 metre derinliğinde, yürütmeyi başardı.

1653 yılında Fransuva De Son adında bir Fransızın aynı biçimde bir tekne ile yaptığı başarılı denemelerden sonra, 1720 yılında Simons adında bir İngiliz daha geliştirilmiş bir tekne kullandı. Aynı yıllarda Türk mühendisleri de İstanbul’da pâdişâh Üçüncü Ahmed’in huzûrunda bir çeşit denizaltı denemesi yapmışlar ve başarılı olmuşlardır. 1776 yılında David Busnell adında bir Amerikalı, kaplumbağa adını verdiği yumurta biçiminde biri yatay biri dikey olmak üzere iki pervaneli, pervaneleri içeriden elle döndürülen bir tek kişilik denizaltısıyla denemeler yaptı. Nihâyet buharlı gemiler üzerinde yıllarca çalışmış olan Fultan Naytilus, kendi adını verdiği, gerektiğinde suya dalabilen bir buharlı denizaltı yaparak Fransız İmparatoru Birinci Napolyon’a armağan etti.

Savaş gemisi olarak ilk defâ 1887'de İspanyol J. Peral batarya ile çalışan denizaltısını yaptı. Bunu 1888'de Fransız Zede takip etti. 1902'de ise Almanlar en başarılı denizaltıyı yaptılar.

Yüzyıl başında Başta Almanya, ABD ve Rusya olmak üzere pek çok ülke denizaltına inmek ve var olan araçları geliştirmek için çalışmalar yapmış ve yeni tasarımlar ortaya çıkarmışlardır.

Askeri denizaltılar özellikle I. Dünya Savaşından sonra önemli gelişmeler kaydetmişler ve günümüz klasik denizaltı tasarımlarının temelini oluşturan güvenli,hızlı,manevra kabiliyeti yüksek araçlar haline dönüşmüşlerdir.

Klasik denizaltılarda tahrik gücü olan dizel makinelar ve bunlara bağlı jeneratörler kullanılır. Jeneratörlerin ürettiği elektrik enerjisi denizaltı bataryalarını şarj (imla) etmekte ve pervane motorunu çevirmekte kullanılır. Denizaltı dalışta iken yalnız bataryasını kullanabilir. Çünkü hava yeterli olmadığı için dizeller çalıştırılmaz. Bataryaları deşarj (tahliye) olan denizaltı tekrar satha çıkmak mecbûriyetinde kalır. Denizaltının tamâmen satha çıkmadan dizel çalıştırabilmesi için kuleden su sathına hava borusu uzatılır. Bu boruya şnorkel denir. Ayrıca periskopla da çevre incelenerek herhangi bir çatışma durumunda tedbir alınır.

Nükleer Denizaltılar

Nükleer denizaltılar Şnorkel yapmadan bir denizaltının aylarca su altında kalması mümkündür. Bu ancak denizaltıda nükleer reaktör kullanılmak sûretiyle sağlanabilir. Nükleer reaktörün yakıtı birkaç senede bir değiştirilir. Bunlardan 1958'de servise giren USS Nautilus Denizaltısı ilk nükleer denizaltıdır. Bu denizaltı uzun müddet su altında kalabildiği için kuzey kutbunu kaplayan buz tabakasının altından geçmiştir.

Nükleer denizaltılar, enerjisini su soğutmalı basınçlı nükleer reaktörlerden sağlar. Reaktörün çevresini saran basınçlı su devresi, diğer su kazanlarına girerek türbünlerde kullanılacak buharı üretir. Bu buhar hem pervane türbününü hem de elektrik jeneratör türbününü çevirir. Bu sistem, hiç hava gerektirmez. Yalnız personele gerekli olan hava kimyasal yollarla temizlenir. Geminin su ve hava ihtiyâcı, deniz suyundan özel cihazlarla temin edilir.