Cumhuriyet Bayramı

Türkiye Cumhuriyeti 96 Yaşında...

Osmanlı Devleti, 1914 yılında girdiği I. Dünya Savaşından yenik çıkmış ve 30 Ekim 1918 yılında şartları çok ağır bir ateşkes antlaşması imzalamıştı. Mondros Ateşkes Antlaşması…

Aradan çok geçmeden İngilizler, 15 Kasım 1918 tarihinde (o zamanlar Osmanlı toprağı olan) Musul’u, Fransızlar ise 11 Aralık 1918 tarihinde Anadolu topraklarından Hatay/Dörtyol’u işgal edilmişti. Sonrasında 15 Mayıs 1919'da İzmir Yunanlılar tarafından işgal edilmişti.

İstanbul’daki hükümet içerisinde işgaller karşısında ne yapılması gerektiği yönünde farklı görüşler olsa da hiçbirisi Türk yurdu olan Anadolu’yu düşmanın işgaline engel olabilecek ya da işgalden kurtarabilecek durumda değildi. İş yine cefakâr Anadolu insanına düşmüştü. İşgal edilen bölgelerde oluşturulan milis kuvvetler herhangi bir merkezi otoriteye sahip olmasa da tek düşünce Vatanı kurtarmak olmuştur.  Eli silah tutan Türk insanı oluşturmuş olduğu Kuvay-ı Millîye birlikleri sayesinde düşmanın ilerleyişine büyük ölçüde engel olmuş,  köylerini, ırzlarını düşmanın kirli ellerine teslim etmemiştir.

Ancak yine de İngilizler tarafından hem maddi hem de siyasî açıdan desteklenen Yunan Ordusu’na Kuvay-ı Millîye birliklerinin karşı koyması düşünülemezdi.

Mondros Ateşkes Antlaşması hükümlerine göre (Kazım Karabekir Paşa’nın komutasındaki Doğu Orduları dışında) tüm askeri birlikleri dağıtılmış ve ellerindeki silah ve diğer araç-gereçlere al konulmuştu.

Düşmanın amansız ilerleyişi karşısında bir şeyler yapmak gerekirdi. Ama ne?

İstanbul’daki çözüm önerilerinin her birisinin bir diğerine göre eksikleri vardı. Ancak hiç birisi Türk Milletine yakışan egemen hayat tarzını kazanmaya yetmiyor, düşüncenin sahibini kurtarmaktan öteye geçemiyordu.

İstanbul’dan 9. Ordu Müfettişi unvanıyla Samsun’a doğru yola çıkan Mustafa Kemal 19 Mayıs 1919 günü Samsun’a varmış ve vakit kaybetmeden şehrin fikir insanlarıyla yaptığı durum değerlendirmesinden sonra Havza’ya oradan Amasya’ya, ardından Erzurum ve Sivas’a ve son olarak Ankara’da son bulacak olan istiklâl yürüyüşünü başlatmıştı.

Yolculuğun parolası ise “Ya İstiklâl Ya Ölüm!” dü…

Yapılan Kongreler ve yayınlanan genelgeler neticesinde artık Türk Milleti uğrunda ölümü göze aldığı bağımsızlık mücadelesine hazırdı.

Batı cephesi uzun süren savaşlara sahne olmuş, I.İnönü, II.İnönü, Eskişehir Kütahya Savaşları,  Sakarya Meydan Savaşı ve son olarak Başkomutanlık Meydan Savaşı ve Büyük Taarruzla neticesinde Yunan ordusunun Anadolu hayalleri  karaya çıktıkları yerde son bulmuştur.

Mudanya Ateşkes Antlaşması ve ardından Lozan Barış Antlaşmaları ile Türk Milletinin zafer ve bağımsızlığı tescillenmiştir.

Tüm bu çalışmalardan sonra sıra yeni kurulan Türk devletinin yönetim şeklinin ne olacağına karar vermeye gelmiştir. Aslında Mustafa Kemal, yıllar öncesinde, Amasya Genelgesi’nde yönetim şeklinin ne olacağının sinyallerini vermişti.

Ne olursa olsun yeni yönetim şekli Türk Milletinin doğal yaşayışına uygun olmalıydı.

Mustafa Kemal, 28 Ekim akşamı Çankaya Köşkü’nde yakın arkadaşlarına verdiği akşam yemeği davetinde konuşmalar sürüp giderken: Mustafa Kemal bıçağını eline aldı, doğruldu, derin bir nefes aldıktan sonra hafifçe tabağına vurarak: "Beyler!" dedi. O da heyecanlı, kaşları çatılmış, ama gözlerinde güleç bir ifade ile arkadaşlarına bakıyordu. Çıt çıkmıyordu şimdi yemek salonunda. "Beyler, yarın Cumhuriyeti ilân edeceğiz!" Tek tek herkesin yüzüne bakarak durumu kontrol ediyordu. Şimdi sofradakiler yıldırım çarpmış gibi kalakalmıştı. Neden sonra, beyinlerinde şok yaratan bu haberi alkışlamak birilerinin aklına geldi ve yemek odası bir anda sanki patladı. Mustafa Kemal uygun bir süre bekledikten sonra açıklamasını sürdürdü: "Türkiye Devleti'nin hükümet şekli Cumhuriyet'tir. Bunu Anayasa’mıza yarınki Meclis toplantısında koyduracağız. Hazırlıklarımızı bir kez daha gözden geçirmemiz lâzım."

Batı dillerinde cumhuriyetin karşılığı, ulusun kendisini yönetmesi anlamına gelir. Cumhuriyet rejiminin demokrasi platformuna ihtiyacı vardır. Bu doğrultuda Mustafa Kemal Türk Milletinin çağdaşlaşma yolundaki engelleri Cumhuriyet rejimiyle aşacağına gönülden inanmış, 29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyeti ilân etmiştir.

Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet bugün 96 yaşında. Bu uğurda savaşmış, kanını ve de canını vatana hibe etmiş tüm ecdadımızı rahmetle ve minnetle anıyoruz. Cumhuriyete ve demokrasiye sahip çıkabildiğimiz daha nice günler ümidiyle...

Cumhuriyet bayramınızı tebrik ederim.

Yücel Kesen

Site Editörü

Facebook'ta bizi takip et!

 Copyright © 2008-2019 | Sosyal Bilgiler Tüm Hakları Saklıdır. Kaynak Gösterilerek Kullanılabilir.

Kurucu&Yönetici: Yücel KESEN