TÜRK DEVLETLERİ'NDE KÜLTÜR VE MEDENİYET

MACARLAR
Fin Ugor kavmi ile OGUR Türklerinin karışmasıyla MACAR kavmi ortaya çıkmıştır.
896 yılında kendi adlarını verdikleri MACARİSTAN'a gelerek devletlerini kurdular.
X. yüzyılda Hırıstiyanlığın Katolik mezhebini benimsediler. (Bundan sonra Türklük özelliklerini kaybetmeye başladılar.)
Almanların (Germenlerin) doğuya doğru yayılmasını engelleyerek, Balkan topluluklarının (Slavların) Germenleşmesini önlediler.
PEÇENEKLER
Karadeniz'in kuzeyinde Don ve Dinyesper nehirleri arasındaki bölgeye yerleştiler.
Kiev Prensliğini yenerek, Rusların Karadeniz'e inmelerini engellediler.
1071 Malazgirt Savaşı’na Bizans ordusu içinde ücretli asker olarak katıldılar. Ancak Selçukluların kendileri gibi Türk olduklarını anlayınca Selçuklu ordusu saflarına katıldılar.
Edirne ve Trakya'nın Marmara kıyılarına kadar olan toprakları Bizans'tan aldılar.
İzmir Beyi ÇAKA BEY Peçeneklerle temas kurdu. Buna göre Çaka Bey Peçeneklerle birlik olarak Anadolu ve Rumeli'den İstanbul'u kuşatmak istiyordu. Ancak Bizans kurnaz bir politikayla, yine bir Türk topluluğu olan KUMANLAR'ı Peçenekler üzerine saldırtarak, Peçeneklerin dağılmasına sebep olmuştur.
KUMANLAR (KIPÇAKLAR)

Kıpçak Mezarları
Volga'yı aşarak Avrupa'ya ve Balkanlara girmişlerdir.
Kıpçakların Karadeniz'in kuzeyinde hakim oldukları topraklara "KIPÇAK BOZKIRLARI" denilmektedir.
Macaristan'a giden Kıpçaklar ROMEN devletinin kurulmasında etkili olmuşlardır.
Kıpçakların Oğuz Türkleriyle yaptığı mücadeleler DEDE KORKUT HİKAYELERİ'nin ortaya çıkmasına sebep olmuştur.
CODEX CUMANİCUS (Kodeks Kumanikus); Kıpçak Türk şivesi ile yazılan Latin, Fars ve Kuman dilleri üzerine yazılmış bir sözlüktür.
UZLAR (OĞUZLAR)

Tarihte Türk Milletinin siyasi, kültür ve medeniyet alanında en büyük rolü oynayan koludur.
Oğuzlara; Bizanslılar UZ, Ruslar TORKİ veya TORK, Araplar GUZ demişlerdir.
24 Oğuz boyu vardır.
Hazar Denizi’nin kuzeyinden bir kolu "UZ" adı ile Avrupa ve Balkanlara göç etti.
Balkanlara gelen UZLAR Bizans ordusunu ve Bulgarları yendi. Ancak Peçenek akınları, soğuklar, salgın hastalıklar yüzünden dağılıp yok oldular.
Uzların bir kısmı Malazgirt Savaşı sırasında Bizans ordusu saflarından, Selçuklu ordusuna geçtiler.
KARADENİZ'İN KUZEYİNDEN AVRUPAYA YAPILAN TÜRK GÖÇLERİNİN SONUÇLARI
Avrupa Hunları, Bulgar, Avar, Macar, Peçenek, Kuman ve Uz Türklerinin Avrupa'ya yaptığı göçler olumlu sonuçlar getirmedi. Bu Türkler Avrupa'daki diğer halklar arasında silinip gittiler.

SEBEPLER
Hıristiyanlık dinine girmeleri, onları Türklük özelliklerinden ayırdı.
Anayurttan gelen göçlerle beslenemediler, bu yüzden kalabalık Slav toplulukları içinde milli benliklerini kaybederek eridiler.
İLK TÜRK DEVLETLERİNDE KÜLTÜR VE MEDENİYET
DEVLET YÖNETİMİ
İslamiyet’ten önce Türkler devlete İL veya EL demişlerdir.

Hükümdarların Unvanları
Türkler hükümdarlarına Şanyü, Tanhu, Hakan, Han, Yabgu, İlteber, İdi-kut, Erkin gibi unvanlar vermişledir.

Türk Hükümdarlarının Tahta Çıkışı Tarih Boyunca Kaç Değişik Şekilde Meydana Gelmiştir?
Hanedan üyeleri arasında siyasi ve askeri mücadeleyi kazanan hükümdar olarak tahta çıkıyordu. (En sık rastlanan durum)
Hükümdarın rakipsiz aday olması (Bu durumda taht kavgası olmadan başa geçiyordu.)
Seçim usulü (Kengeş, toy veya kurultay denilen devletin ileri gelenlerinden oluşan meclisin toplanarak hanedan üyelerinden birini tahta geçirmesi.)
Ekber ve Erşed (En yaşlı ve olgun) olanın başa geçmesi. (Bu yöntem III. Ahmet zamanından itibaren sadece Osmanlı Devleti’nde uygulanmıştır.
Kimler Türk Devletlerinde Hükümdar Olabilirdi?
Hanedandan olan bütün erkeklerin hükümdar olma hakları vardı. (Kardeşler, kardeş çocukları, amca, amca çocukları ve diğer hanedan üyeleri.)

Kut Anlayışı Nedir?
Türkler devleti yönetme yetkisinin TANRI tarafından verildiğine inanıyorlardı. Tanrı tarafından verilen bu yönetme hakkına KUT diyorlardı. KUT'un kan yoluyla hükümdarın tüm erkek çocuklarına geçtiğine inanıyorlardı.

Kut Anlayışı Türk Devletlerini Nasıl Etkilemiştir?
Bütün hanedan üyelerinde KUT olduğundan kendine siyasi ve askeri bakımdan güvenen kişi TAHT KAVGASINA girebiliyordu. Bu durum Türk devletlerini ya iç savaş sonucu istikrarsızlığa, ya da bölünmeye götürüyordu.

İkili Yönetim(Çifte Krallık) Nedir?
Türk Devletlerinde hükümdar yönetimi kolaylaştırmak için ülkeyi SOL(Doğu) ve SAĞ(Batı) olmak üzere ikiye ayırırdı. Ortada (Merkezde) ise asıl hükümdar bulunurdu. Sağ ve Solda ise Hanedan üyelerinden YABGU'lar bulunurdu.

MECLİS VE HÜKÜMET
Türk Meclislerine TOY, KURULTAY veya KENGEŞ denilirdi. Kurultay'da devletin ana meseleleri görüşülür, hükümdarın ölümü, savaş veya milli felaketlerde kurultay toplanırdı.
AYGUCI: Hükümet başkanı (başbakan)
BUYRUK: Bakan
TAMGACI: Dış siyaset işlerini yürüten görevliler

Eski Türk Devletlerinde diğer devlet görevlileri şunlardı
TİGİN: Hükümdar çocukları (Tekin)
ŞAD: Diğer Hanedan mensupları

Bunların dışında İnal, inanç, tarkan, bağa, tudun, çor, külüğ, apa, ataman gibi devlet görevlileri de vardı.

TOPLUM TAPISI
Türk toplumu;
Oguş: Aile
Urug: Soy = Aileler birliği
Bod (Boy): Kabileler
Budun: Millet denilen birimlerden oluşuyordu.

Boyların başında bulunan BEY'ler, töreye göre boyu idare ederlerdi. Boyların bir araya gelmesiyle Devlet (İL) kurulurdu.

Türk Toplumunun Özellikleri
Halk hürdü. Herkes aynı işi yaptığından (hayvancılık) aralarında kesin olarak SINIF'ların ortaya çıkması imkansızdı. Yaşam biçimleri GÖÇEBE olduğundan savaşta elde ettikleri esirleri çalıştırmaya elverişli değildi. Bu yüzden Türk toplumunda KÖLE sınıfı yoktu. Din adamları diğer toplumlarda olduğu gibi imtiyazlı değillerdi.

ORDU

Türk Ordusunun başlıca özellikleri şunlardı:

Türk ordusu ücretli değildi.
Türk Ordusu daimiydi. (Kadın-erkek her an savaşa hazırdı.)
Türk Ordusunun temeli ATLI askerlerden meydana geliyordu.

Türk Ordusunu Silahları: Ok, yay, kement, kılıç, kargı, süngü, kalkan vb.

HUKUK
Türklerde yazılı olmamakla beraber, gelişmiş bir hukuk anlayışı vardı. Bu hukuk kurallarına TÖRE (Türe) denilirdi.

Hükümdarın başkanlık ettiği ve siyasi suçlara bakan yüksek mahkemeye YARGU adı verilirdi.

YARGANLAR(Yargucu) idaresindeki mahkemeler ise adi suçlara bakarlardı.

DİN VE İNANIŞ

İslam öncesi Türklerin din ve inanışlarını şu dört grupta toplayabiliriz:

Tabiat Kuvvetlerine İnanma: Dağ,ağaç, göl, kaya gibi varlıkların gizi güçlere sahip olduklarına inanırlardı.
Atalar Kültü: Ölmüş büyüklere ve atalara ait hatıralar kutsal sayılır ve saygı gösterilirdi.

Şamanizm: Kam veya Şaman adı verilen kişilerin, kötü veya iyi ruhlarla temas sağladıklarını inanılarak, bunların büyücülük ve sihir özelliklerine başvururlardı. Şaman inançları Anadolu'da hala varlığını sürdürmektedir. Örneğin; Gelinlerin üzerine buğday veya para atmak, eşikten atlamanın uğursuz sayılması vb.

Göktanrı Dini: Türklerin İslamiyet’ten önceki dini Göktanrı diniydi. Bu dine göre Türkler;
Tek bir Tanrının evreni yarattığına ve gökte oturduğuna inanıyorlardı.
Öldükten sonra dirileceklerine inandıklarından, ölülerini atı, eşyaları ve silahıyla birlikte gömüyorlardı.
Cennet'e UÇMAĞ, cehenneme ise TAMU diyorlardı.
Mezarlara ölünün, sağlığında öldürdüğü düşman sayısı kadar BALBAL adı verilen küçük heykeller dikerlerdi. İnanışa göre, yeniden dirilecek kişi atıyla cennete gidecek, ve öldürdüğü düşmanlar sonraki yaşamında ona hizmet edeceklerdir.
Ölüleri için YOĞ adı verilen cenaze törenleri yapar ve ardından yas tutarlardı.
Türkler arasında ayrıca Maniheizm(Mani dini), Budizm, Musevilik, Hırıstiyanlık gibi dinler de yayılmıştı.

EKONOMİK HAYAT

Göçebe bir hayat yaşayan Türkler belirli iki merkez arasında (yaylak-kışlak) hayatlarını sürdürürlerdi.
Hayvancılık temel geçim kaynağıydı. Koyun, keçi, at en çok beslenen hayvanlardı. Bunun dışında sığır, katır ve deve de yetiştirilirdi. Beslenme ve giyimde hayvan ürünlerinden yararlanır ve bunları satarak geçimlerini sağlarlardı.
Tarım da gelişmişti. Arpa, buğday, darı gibi tahılları yetiştiriyorlardı.
Savaşlarda elde edilen ganimetler ve devletlerden alınan vergiler gelir kaynaklarıydı.
Ticaret önemli bir gelir kaynağıydı. Türk ülkeleri İPEK YOLU üzerindeydi.
Ayrıca Hazar ve Bulgar ülkelerinden başlayıp, Ural, Sibirya ve Altaylar üzerinden Çin'e giden yola KÜRK YOLU deniliyordu. Türkler bu yolun üzerinde de olduklarından samur, kunduz, vaşak gibi av hayvanlarının kürklerinin ticaretini yapıyorlardı.
YAZI, DİL VE EDEBİYAT
Türkler tarih boyunca Göktürk, Uygur, Soğd, Brahmi, Süryani, Arap, Kiril ve Latin alfabelerini kullanmışlardır.

Göktürk (Orhun) Alfabesi
38 harften meydana gelir. Göktürk yazısına ilk defa Orhun Nehri kıyısındaki kitabelerde rastlandığı için ORHUN ALFABESİ de denir.

Uygur Alfabesi
18 harften meydana gelir. Uygurlar bu alfabeyi Soğd alfabesinden yararlanarak hazırlamışlardır.

Başlıca Türk Destanları
Hunların(Oğuzların)--> Oğuz Kağan Destanı
İskitlerin (Saka)------> Alper Tunga Destanı
Göktürklerin----------> Ergenekon Destanı
Uygurların------------> Göç ve Türeyiş Destanları
Kırgızların-------------> Manas Destanı
Orhun Yazıtları (Göktürk Kitabeleri)

Türklerin en eski kitabeleri VI. yüzyıla ait YENİSEY kitabeleri ile, VIII. yüzyıla ait ORHUN KİTABELERİ'dir. Yenisey kitabeleri Kırgızlar'ın mezar taşlarına yazdıkları yazılardı. Orhun Kitabeleri II. Göktürk Devleti zamanında Bilge Kağan, Kültigin ve vezir Tonyukuk adlarına dikilmişlerdir. YOLLUĞ TİGİN isimli bir Türk prensi tarafından yazılmışlardır. Bu yazılar 1893 yılında Danimarkalı Bilgin THOMSEN tarafından okunmuştur.


Orhun Yazıtlarının Önemi
Türk tarihinin ve Türk edebiyatının ilk yazılı belgeleri olmaları bakımından önemlidir.
Bu kitabelerden Türklerin o günkü yaşayışlarını, inançlarını öğreniyoruz. Ayrıca kitabeler gelecekteki Türk Milleti içinde çarpıcı öğütler vermesi bakımından önemlidirler.
BİLİM VE SANAT

Türkler 1 yılı 365 gün 6 saat olarak hesaplayarak, 12 Hayvanlı Türk Takvimini oluşturmuşlardır.
Uygurlar tahta harflerden matbaayı ve pamuktan kağıdı yapmışlardır.
Madencilikte özellikle de demircilikte ileri gitmişlerdir. (Kazakistan'ın başkenti Alma Ata yakınlarında bir kurgandan çıkarılan "Altın Adam Heykeli" Türk maden sanatının ne kadar geliştiğini gösterir.)
Eşya ve binalarda HAYVAN USLUBÜ denilen, hayvan figürlerini kullanmışlardır.
HALI Türklerin Dünya medeniyetine bir katkısıdır. (Altaylarda Pazırık Kurganı'nda bulunan halı dünyanın en eski halısıdır.)
TÜRK KÜLTÜRÜNÜN ÇEVRE KÜLTÜRLERLE MÜNASEBETLERİ
1-Türklerin Çin Kültürüne Katkıları
Askerlik alanında
Devlet Teşkilatında
At kültüründe(Atı evcilleştirmede)
Gök Tanrı inancıyla... Çinlileri etkilemişlerdir.
2- Çinlilerin Türkleri Etkilediği Alanlar

Tarım ve yerleşik kültür
Felsefe( Taoizm, Konfiçyüs ve Budizm)
Giyim ... konularında Çinliler Türkleri etkilemişlerdir.
3- Türklerin Moğol Kültürüne Katkıları
Askerlik alanında, devlet teşkilatında , dil ve alfabede (Uygurca ve Uygur Alfabesini kullandılar.); Kımız yapmayı öğrettiler, Türk töresi ve geleneklerinden, Göktanrı dininden etkilendiler.

İLK MÜSLÜMAN TÜRK DEVLETLERİ
SAMANOĞULLARI (819-1005)
İran'da kuruldu. Kurucusu olan Huda, mensubu olduğu zerdüşt dinini bırakarak, Emevi valisi Esed bin Abdullah'ın yanında Müslüman oldu. Torunları, Emevilerden sonra Abbasilerin hizmetine girdi.

Samanoğulları, Türklerin İslamiyet ile irtibatında köprü vazifesi yaptılar. Karahanlılar ve Gaznelilerle yaptıkları mücadelelerde İslamiyet’i Türkler arasında yayarak, Karahanlıların İslam devleti haline gelmesini sağladılar. İç ve dış tehlikeler sonunda zayıf düştüler. Son Samani emiri İsmail el Muntasır'ın öldürülmesiyle toprakları, Karahanlılar ve Gaznelilerin hakimiyetine geçti.

KARAHANLILAR (840-1212)

Türkistan ve Maveraünnehir'de hüküm süren ilk Müslüman Türk devletidir. Uygur Devleti’nin yıkılmasından sonra Karluk, Çiğil ve Yağma adlı Türk boyları tarafından kuruldu. Samanilerle mücadele eden Karahanlılar, hükümdarları Satuk Buğra Han'ın Müslüman olmasıyla, kabileler halinde İslamiyet’i seçtiler. Uzun süren kardeş kavgaları neticesinde ülke ikiye bölünerek, Naymanlar ve Harzemşahlar tarafından yıkıldılar.


Karahanlılardan kalma kalıntılar
GAZNELİLER (962-1040)

Gazne'de, Samanoğullarının umumi valisi Alptekin tarafından kuruldu. Başlangıçta Samanoğulları Devleti’ne bağlı olan bu devlet, Gazneli Mahmud'un hükümdarlığında bağımsızlığını kazandı. Abbasi halifesi El Kadir Billah adına hutbe okutan Gazneli Mahmud, 17 defa Hindistan'a sefer yaptı. Böylece Hindistan'daki bir çok hint racalarının ( bir çok şehir ve idarecilerinin) Müslüman olmalarına vesile oldu. İran'daki Büveyhileri yenerek, bölgedeki Şii tehlikesini ortadan kaldırdı.


Yiğit, mert ve cömert olan Gazneli Mahmud, ömrünü gazalarla geçirmişti. 1030’da vefat ettiğinde yerine oğlu Mesud geçti. Selçuklu ordusuna Dandanakan Meydan Muharebesi’nde yenilince, muhafızları tarafından hapsedildi. Mesud, yeğeni tarafından hapishanede öldürüldü. Sultan Mesud öldürülünce ülkede iç karışıklıklar ve taht mücadeleleri başladı. Son hükümdar Hüsrev Melik'in Gurlulara esir düşmesiyle yıkılarak, tarih sahnesinden çekildi.

SELÇUKLULAR (1040-1157)

Türk-İslam devletlerinin en büyüklerindendir. Oğuzların Üçoklar kolunun Kınık boyuna mensupturlar. Devlete adını veren Selçuk Bey Müslüman olunca, subaşısı olduğu Oğuz yabgusuyla arası açıldı. Mikail'in oğulları Tuğrul ve Çağrı Beyler, Mikail öldüğü için Selçuk Bey tarafından yetiştirildi. Tuğrul ve Çağrı Beyler, 1040 senesinde Gazneli Mesud ile Dandanakan'da yaptıkları savaşı kazanarak Selçuklu Devleti’ni kurdular. Tuğrul Bey de sultan unvanını aldı. Tuğrul Bey'in ölümünden sonra, Çağrı Bey'in oğlu Alparslan 1063 yılında sultan oldu. Nizamülmülk'ü vezir tayin eden Sultan Alparslan, ülkesini doğu ve batıya doğru genişletti. Doğu Anadolu'da Kars'daki Ani kalesini fethedince, halife tarafından kendisine "Ebû-l Feth" lakabı verildi.

Sultan Alparslan, Bizans imparatoru Roman Diogenes ile 26 Ağustos 1071'de Malazgirt ovasında karşılaştı.

Alparslan son derece kurnazca bir harp taktiği planlamıştı. Hilal şeklinde yaydığı ordusuyla akşama kadar Malazgirt meydanında dövüştü. Şaşkına dönen Bizans ordusu hilalin içine düştü. Büyük bir şevkle ortaya atılan Alparslan'ın ordusu 200 bin kişilik büyük Bizans ordusunu perişan etti. Bu büyük muharebe sonucunda kazanılan zafer, Türkler'e Anadolu'nun kapısını açtı.


Alparslan
Sultan Alparslan vefat ettiğinde (1072), devletin toprakları doğuda Kaşgar'dan, batıda Akdeniz kıyılarına kadar yayılmıştı. Alparslan'ın yerine oğlu Melikşah sultan oldu. Melikşah zamanında fetihler devam ederek Amasya ve civarı Karadeniz'e kadar; Filistin, Suriye, Hicaz bölgesi, Yemen ve bütün Anadolu fethedildi. Şii Fatımilerle mücadele edildi.


Melikşah
Sultan Melikşah'dan sonra saltanat mücadelesi başladı. Son Büyük Selçuklu hükümdarı Sultan Sencer'in H.551 senesinde ölümüyle Büyük Selçuklu Devleti; Irak ve Horasan, Suriye, Kirman ve Anadolu Selçukluları olmak üzere dörde bölündü. Bunlardan Irak-Horasan ve Kirman Selçukluları; Harzemşahlar Devleti olarak ortaya çıkarak, Büyük Selçuklu Devleti'nin varisi olduklarını iddia ettiler. Anadolu ve Suriye Selçukluları ise ayrı birer devlet haline geldiler.

hosting Web Stats

free web hostingHosting24.com web hosting