Genel Sağlık Bilgileri

Sağlık Alanında Çok Sayıda İçerik

Bilim ve Teknoloji

Bilim ve Teknoloji Haberleri

Türklerde Devlet Teşkilatı

Türklerde Devlet Teşkilatı

A. İlk Türk Devletlerinde, Devlet Örgütlenmesi

Doğa güçleriyle başa çıkamadıkları dönemlerde Orta Asya’da görülen ilk Türk topluluklarının yaşayış biçimlerinin, inançlarının, dünya görüşlerinin ve geleneklerinin şekillenmesinde Bozkır iklimi belirleyici olmuştur.

Yılda 500 milimetre yağış alan, 500 metreden yüksek yaylalarda çobanlık yaparak geçimlerini sağlayan Türk toplulukları göçebe yaşam sürmüşlerdir. Başka bir ifadeyle “Atlı Göçebe Kültür” olarak tanımlanan yaşam biçimlerinde en önemli geçim kaynakları hayvancılık olmuştur.
Soru: Türklerin göçebe yaşamı benimsemelerinde etkili olan koşulları belirleyiniz.

Arapça bir sözcük olan “Devlet”, elden ele devreden varlık, kuvvet, talih, mutluluk, zenginlik, nüfuz ve yönetim gücü anlamına gelmektedir. Eski Türkler ise Devlet sözcüğünün karşılığı “il” sözcüğüne denk düşmektedir. Kaşgarlı Mahmut Divan-ı Lügat-ül Türk adlı eserinde “il” sözcüğünün anlamını “barış” olarak tanımlamıştır. Oğuz destanında ise “il” hali hazırdaki bir devletin parçası olmak, itaat altına girmek anlamlarında kullanılmıştır.

Çalışma: Bir topluluğun devlet olması için bazı özelliklerin oluşması gerekir. Ülke, Millet, halk, teşkilatlanma bu özelliklerin en önemlileridir. Bu kavramlar üzerinde düşünerek kendi tanımlarınızı yapınız.

Orhun Abidelerinde ülke “iduk/yiru,subı” sözcükleri ile tanımlanmıştır. Bu sözcükler hem kutsal ruhları ifade ederken, hem de kutsal yer ve suları kapsayan vatanı temsil etmektedir. Orta Asya Türk topluluklarında Ötüken kutsal topraklar olarak kabul edilmiştir. Orhun Kitabelerine göre Ötüken’e sahip olanlar diğer Türk topluluklarına hakim olabilmişlerdir. Ötüken “Dua edilen yer” yani kutsal yer kabul edilmiştir. Diğer taraftan Asya’nın farklı yönlerine giden yolların kavşak noktasıdır. Bu özellikleri nedeniyle Ötüken, genellikle Orta Asya’da kurulan Türk devletlerinin başkenti, merkezi kabul edilmiştir.

Türklerin ülke anlayışları bağımsızlık fikriyle beraber gelişmiş, ülkenin devletin esası olduğu düşün—\ cesi Türk milletinde ilk çağlardan beri yerleşmişti. Devlet ile ülke arasındaki bağı şu tarihi olay en iyi şekilde açıklamaktadır. İlk tahta çıktığı sıralarda (M.Ö. 209) Mete’den komşuları Tunguzlar, savaş bahanesi olması için atını isterler. Devlet Meclisi’nin itirazına rağmen Mete atını verir. Ardından karısını isterler aynı şekilde Devlet Meclisi’nin itirazına rağmen onu da verir. Daha sonra Tunguzlar, çorak bir bölgeyi isteyince, Meclis’in “atı, kadını verdik; işe yaramayan bu toprak parçasını da verelim”, görüşüne karşı Mete, toprağın devletin malı olduğunu ve arazi terk etmenin imkan dâhilin de bulunmadığını söyleyerek savaş kararı alır. Vatanla devlet arasındaki ilişki Türk-menlerin şu atasözün özetlenmektedir: “Devletli devlet arar, devletsiz vatan arar.”

Soru: Yukarıdaki parçayı dikkate aldığınızda eski Türklerde devlet ile vatan arasındaki ilişkide nasıl bir bağ kurulmuştur?Neden? açıklayınız.

Soru: Hint Avrupalı topluluklar vatanlarına “Baba” derken Türkler devletlerine bu adı vermişlerdir. Toprak ise babanın koruyuculuğundaki “ana vatan” şeklinde ifade edilmiştir. Bu durumun gerekçesi ne olabilir? Açıklayınız.

Eski Türklerde halk kelimesinin karşılığı “Kün” (gün) dür. Nüfus gücü olan halklar aynı zamanda “milletin” alt yapısını oluşturuyordu. Türk topluluklarında devlet ve millet bir bütün olarak algılanmıştır. Orhun Abidelerinde Bilge Tonyokuk’un sözleri bu duruma örnek olarak gösterilebilir: “İlteriş Kağan kazanmasa ve ben kendim kazanmasam il de millet de yok olacaktı. Kazandığı için ve kendim kazandığım için il de il oldu, millet de millet oldu”

Orhun Abideleri’nde devletin ancak halkın itaatı ile kurulabileceği ve yaşayabileceği belirtilmektedir. Hakimiyet düşüncesinin temelinde yatan bu anlayışın gerçeklik kazanabilmesi “oksızlık” olarak adlandırılan bağımsızlık koşulunun oluşmasıyla mümkündür. Bağımsızlık anlayışı bir anlamda göçebe bozkır kültürünün bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Saldırılar karşısında yerleşik toplumlardan farklı olarak hakimiyeti kabul etmek yerine göç etmeyi tercih ederek hayvanlarına yeni otlaklar bulmayı tercih etmişlerdir.

Bu durum Türk topluluklarında savaşçı özelliklerinin belirginleşmesine yol açmıştır. Bozkır yaşantısına uygun bir şekilde her erkek belirli bir yaştan itibaren asker olarak kabul edilmiştir. Ordu-Millet de denilen bu sisteme göre uygun zamanlarda belli bir yerde bir araya gelen boy erkekleri savaşa ve yağmaya katılır işleri bittiğinde ise yaşadıkları ve hayvanlarını otlattıkları “yurt” larına geri dönerlerdi. Yurtlar özel mülk değildi, o yurtta yaşayan tüm boyun bu topraklardan yararlanma hakkı vardı. İlk «düzenli orduyu » onluk sisteme göre Mete’nin kurduğu iddia edilir. Buna göre on kişinin başında onbaşı, yüz kişinin başında yüzbaşı, bin kişinin başında binbaşı onbin kişinin başında ise tümenbaşı bulunurdu. Savaş silahları ok, yay, kılıç ve mızraktı, kementte kullanırlardı. Üzengi kullandıkları için at üzerinde savaşmada ustaydılar. Sahte kaçış tekniğine dayanan ilginç savaş yöntemleri ile başarılı oluyorlardı.

Soru: Geçmiş yıllardaki bilgilerinize dönerek Uygurların Hun ya da Göktürk devletlerinden farklı olarak yağmacı anlayışı terk etmelerinde hangi koşulların belirleyici olduğunu açıklayınız.

Yabancı Gözüyle Türkler

Çin kronikacısı, büyük küçük bütün savaş vakalarını aynı derecede sağlam bir doğrulukla gelecek nesillere devretmiştir. Bundan başka Hun adetleri, hayat tarzları üzerine faydalı ve tespite değer bulduğu ne varsa onları da toplamıştır. Cemiyetin en küçük birliği olan aileden Hun İmparatorluğu’na varıncaya kadar tam bir nizam ve teşkilat vardır. İmparatorluğun bütünü sağ ve sol taraf olarak ikiye ayrılmış; daha küçük birlikler bu ikisi içinde taksim edilmiştir. Askeri, siyasi her birliğin başında, rütbesi ve salahiyeti tam olarak tayin edilmiş bir şef bulunmaktadır.

Türklerde Teşkilatçılık

Geniş ülkelere ve birçok kavme birden hükmedebilmek, ancak merkeze bağlı ve iyi işleyen idari ve askeri teşkilatlar kurarak tarih sahnesine çıkmışlar, geniş sahalara ve büyük topluluklara hükmetmişlerdir. Özellikle Oğuz Kağan Destanı’nda belirtilen boy teşkilatı ile Büyük Hun Hükümdarı Mete’nin askeri ve idari teşkilatı, bütün Türk tarihi boyunca devam etmiş ve devlet kurucularına örnek olmuştur.

Soru: Metinleri değerlendirdiğinizde Türklerin Devlet örgütlerinin özellikleri hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Türklerde Devlet Örgütlenmesinin Oluşumu

Çin belgeleri ile Göktürklerden kalan Orhun Kitabelerinde Türk Bozkır toplumlarının örgütlenme şemaları şu şekilde özetlenebilir.

Oguş: Aile Geniş Aile

Urug: Soy

Bod: Boy, Kabile

Bodun: Boylar Birliği

İl (el): Devlet, İmparatorluk

Geniş aile olarak da tanımlanan Oguşların oluşumunda göçebe yaşamın etkisi doğrudan görülmüştür. Orta Asya bozkırlarında yaşayan Türk toplulukları, kurak yazlarda hayvanlarını beslemek için yağmur damlalarını ve yeşil alanları kovalarken, konargöçer bir yaşamı zorunlu olarak benimsemişlerdir. Bu durum onların dış tehlikelere her an açık olmaları anlamına geliyordu. Başka bir ifadeyle her erkeğin savaşçı olarak yetişmesi ve askeri güçlerin disipline edilmeleri bozkır yaşamının zorunlu bir sonucudur. Dolayısıyla babanın liderliğinde oluşan aile birliğinde patriarkal (erkek egemen) düşünce hakimdir:

Türk ve Moğol kültürlerinde diğer bir unsur da patriarkal fikirdir. Aile topluluğun hücresidir. Onun başında reis olarak ailenin en yaşlı üyesi bulunur ve bütün diğer üyeler onun emrindedir. Devlet ailenin yalnızca genişlemesidir. Hayatın haşinliğine karşı mücadele gücünden yoksun çocukları korumayı gaye edinen ailenin en önemli özelliğinin Türk devletinin de bir özelliği haline geldiği ve Türk devletinin babalık (koruyuculuk) görevini yüklendiği ileriye sürülmüştür. Eski Türk-lerdeki Hakan çadırlarıyla gök kubbe arasındaki benzerliğe de dikkat edilerek “devlet düzeni ile aile” düzeni arasında ilişki kurulmuştur. Türk hakan çadırlarının kubbeli olması, göğün yerdeki sembolü olarak kabul edilmiştir. Gök kubbesi devletin, çadır ise ailenin örtüsü olarak düşünülmüş, birinin altında devlet, diğerinin altında aile kurulmuştur, yani aile devletin çekirdeği kabul edilmiştir.”

Siyasi ve ekonomik koşulların etkisiyle bir araya gelen aileler Urugları (soylar) oluşturmuşlardır. Urugların başında topluluğun en yaşlı erkek üyesi lider olarak kabul görmüştür. Dış tehlikelere karşı güçlü kalmak isteyen soylar, başka soylarla bir araya gelmişler Bodları (Boyları) oluşturmuşlardır. Cesareti, askeri ve mali gücü olup, diğer soylara boyun eğdiren soy liderleri Boy Beyi olmuşlarıdır. Boylar askeri düzen ve disiplin doğrultusunda örgütlenmişlerdir.

Soru: Boy beylerinin, aile ve soy liderlerinden farklı olarak başa gelmelerinin nedenleri ne olabilir?

Soru: Boy Beylerinin, aile be soy liderlerinden farklı liderlik özellikleri var mıdır? Varsa bunlar nelerdir?

Boylar arasındaki mücadelelerde üstünlük sağlayanlar, egemenlik alanlarını genişleterek askeri ve ekonomik gücü ele geçirmişlerdir.

Soru: Yukarıdaki metin dikkate alındığında boylar birliğinin siyasal yapılanması nasıl olmuştur? Açıklayınız.

Güçlü bir boyun beyinin zayıf boyları nüfuz alanına alması hayatın kanunu idi. Böyle durumlarda toprak genişler, nüfus artardı tüm bu büyümenin sonucunda devlet kurulmuş olurdu. Ancak bunlar bir devletin teşekkülü için yeterli değildir. Eskilerin velayet-i amme dedikleri, yasama ve yürütme sorumluluğunun doğması ve bunun da otoritesini kabul ettirmiş olan bodun (boylar birliği) beyine intikali gerekmekteydi. Bugünkü tarih bilgilerinin ışığında, ancak Hunlarda Teoman oğlu Mete (Bahadır) zamanında kanun koyma ve yürütme nosyonunun teşekkül ettiğini görüyoruz. Bu durumda beylerin yetkileri il-beyine karşı sınırlanmaktadır, İl-beyi, yani hakan bütün (il) devletin ülke çapındaki askeriyesini idare ve tayin etmekte, kaza (yargu)sını yönetmekte, gerekiyorsa Danışma Meclisi ’ndeki müzakerelerden (meşveret) sonra bütün memlekette geçerli olmak üzere törede değişiklik yapmakta idi. Bu yetkilerle karizmatik bir havaya bürünen hanedan devletin mihrakı durumuna gelmiş ve uzun ömürlü hanedanlar kurulmaya başlamıştır.

Uygurlar hükümdarlarına İdikut derlerdi... Orta Asya Türk geleneklerine göre egemenlik Gök’ten alınırdı. Başka bir ifadeyle gerçek hakimiyet tanrınındı ve bu gücünü hakanlar aracılığı ile yürütüyordu. Tanrı bağışı olan yönetim güç ve yetenekleri Göktürk Kitabelerinde; Kut, Ülüg, Küç olarak ifade edilmiştir. Genel olarak “Kut” olarak adlandırılan bu gelenek İslamiyet’in kabulünden sonra da Türk devletlerinde etkisini göstermiştir.

Çalışma: Ders kitabınızdan (s.13’te) Kut, Ülüg, Küç sözcüklerinin anlamına bakarak, kağanlarının yönetim güçlerinin neler olduğunu açıklayınız.

M. Ö. 176 yılında, Tengri Kut’u unvanını taşıyan Hun Hakanı Mete Han’ın, Çin imparatoruna gönderdiği mektup şöyle başlar: “Ben, Tanrı tarafından tahta çıkartılmış büyük Hun Hakanı-Tanhu veya Tanju’su-” İşbara Han’ın (581-587) Çin İmparatoruna gönderdiği mektubun başlangıç formülü de aynıdır: “Tanrı tarafından gönderilmiş büyük Gök Türkler...” Uygur Hanları da “Tengride kut bulmuş” unvanını kullanırlar. Ancak, 789’dan sonra,

Mani dini tesirleriyle, gök’ün yerine ay geçer: “Ay tengride ülüş bulmuş Alp Kutluğ Bilge Kağan” (795805) “Ay tengride kut bulmuş Külüg Bilge” (805-808) yahut “Ay tengride kut bulmuş Alp Bilge” (808821)
Türklerde Gök Tanrı’nın kut verdiğine inanılan geleneğe göre, hükümdar ailesinden gelen her erkeğin kağan olma hakkı vardı. Başka bir ifadeyle, devlet hanedanın ortak malı kabul edilirdi. Kağan’ın ölümünden sonra Şad (ordu komutanı) olan Tiginlerin ( şahza-deler) tahta geçebilmek için taht mücadelesi verme hakkı vardı. Bu durum Türk devletlerinde çok sık taht kavgalarının görülmesine neden olmuştur. Taht kavgaları sonucunda en güçlü olan tigin tahta çıkacağı düşüncesi hakimdir. Kağanın çocuklarının olmaması durumunda kardeşleri de hükümdar seçilebilirdi.

Örneğin, Kültigin ve Bilge kardeşler babaları İlteriş Kağan öldüğü zaman çocuk yaşta oldukları için amcaları Kapgan Kağan geçmiştir. Kağanın görevlerini yerine getiremediği hallerde halkta hakanın “kutu taplamadı” kanaatinin doğmasına ve sadakatin azalmasına neden olduğundan tahtan indirilebilirdi. Göktürk Hakanı Kapgan’ın yerine geçen oğlu İnal, hükümdarlık görevlerini yerine getiremediği için tahttan indirilmiş yerine Bilge ve Kültigin kardeşler tahta çıkmıştır. Hakan devleti yönetmenin yanı sıra ordu komutanlığı ve yüksek mahkemeye yargıçlık yapmak, devlet görevlilerini tayin etmek gibi görevleri de vardı. Hakan ülkeyi yönetirken töreye bağlı kalmak zorundaydı.

Soru: Töre ne demektir? Orta Asya Türk Devletlerinde Töre’nin önemi nedir? Araştırınız.

Hükümdarlık Sembolleri

Otağ ( Hakan çadırı ) , Örgin (Taht) , Tuğ (Sancak) , davul, kotuz (sorguç), kemer (kur), kılıç, yay, kama, kamçı (berge), ordu ( çadır kent: hükümdarın oturduğu yer, yani devletin merkezi), toy (şölen).
İlk Türk Devletlerinde kağanın ilk eşine Hatun ya da Katun unvanı verilirdi. Hatunlar törenlerde kağanların yanında hatunluk tahtında oturur, Kurultay toplantılarında hazır bulunarak oy kullanır, elçileri kabul ederdi. Kağanlar gibi sarayı ve ordusu olan hatunlar savaşlara katılabilir, oğlu başa geçecek kadar küçükse devlet başkanlığı görevini de üstlenebilirlerdi.

Çalışma: Ders kitabınızdan da yararlanarak aşağıdaki devlet makamlarının ve görevlilerinin kimler arasından belirlendiğini, yetki alanlarının neler olduğunu tespit ederek yazınız.

Orta Asya’ya da doğu ve batı yönündeki boylar üzerinde hakimiyet alanlarının genişlemesi Türk devletlerinin yönetim teşkilatında da genişlemelerine neden olmuştur. Üçlü ( Hunlarda görülür) ya da ikili (Göktürklerde) sistem bir yapılanma oluşturulmuştur.

Üçlü Sistem

ORTA: Hakan
BATI: Hakan ailesinden gelen bir prens

DOĞU: Hakanın kardeşi ya da veliahtlar

İkili Sistem

BATI: Hakanın kardeşi
DOĞU: Hakan ya da veliahtlar

Boylar bulundukları bölgede bağlı oldukları hanedan üyesine bağlı olurlardı Savaş zamanında birlikleri ile de aynı hanedan üyesine bağlı hareket ederleri. Bu durum taht kavgalarında etkili olmuş, boy beyleri genellikle bağlı oldukları hanedan üyesinin tarafında yer alarak mücadele etmişlerdir. Bu da taht mücadelelerinin sonunda ülkenin doğu ve batı olarak parçalanmasına neden olmuştur.
Aşağıdaki sorularla ilgili çalışmalarınızı defterlerinize yapınız.

Sorul: Orta Asya’da ilk Türk devletlerinin arasında parçalanan devletleri hatırlayarak, örneklendiriniz.

Soru2: Osmanlı Devletinde görülen taht kavgalarının parçalanmaya yol açmamasının nedenleri nelerdir? Açıklayınız.

Soru3: Ders kitabınızdan yararlanarak “kurultayın’" özellikleri nelerdir? Açıklayınız. ( kimlerden oluşurdu, hangi konular görüşülürdü gibi)

Soru4: Ders Kitabınızın 15. Sayfasındaki etkinliği dikkate alarak Türk kağanlarını görevleri nelerdir? yazınız.

Soru 5: Türk devletlerinin savaşlarda ordu sistemlerinde görülen Turan taktiğini açıklayınız. Soru6: Eski Türk devletlerinde görülen devlet teşkilatı ile yaşam biçimleri arasındaki bağlantıların değerlendirildiğiniz bir yazı çalışması yapınız.

Soru 7: Veraset sistemi nedir? Eski Türklerde belli bir veraset sistemi var mıdır? Nedenleriyle değerlendiriniz.

B. Türk-İslam Devletlerinde Devlet Teşkilatı

Çalışma: Türklerin Orta Asya’dan Anadolu’ya doğru hareket noktalarını harita üzerinde çalışarak açıklayınız.

Çalışma: İlk Türk İslam devletlerinin hangileri olduğunu hatırlayarak not alınız.

İlk Türk İslam Devletlerinden Karahanlılarda, Orta Asya Türk devletlerinde görülen devlet örgütlenmesine benzer bir düzenin kurulduğu görülmektedir. Örneğin, devletin başında Hakan ya da Han unvanlı hükümdarlar bulunur ve devlet hanedanın ortak malı kabul edilirdi. (Bu anlayış daha sonra Moğollara da geçmiştir) Hanedan mensupları ikili sisteme uygun olarak tayin edilirlerdi. Yönetim merkezlerine ordu denirdi.

Gazneliler ve Selçuklularda ise Arap İslam devleti Abbasilerin ve İran (Sasani) devlet yönetim anlayışlarının etkisi ağırlıklı olarak görülmektedir. Gazneliler ve Selçuklulardan sonra kurulan Türk İslam devletleri de bu anlayışı devam ettirmişleridir. Bu noktada görülen en önemli farklılık merkezi ve mutlak otoriteye dayanan devletler kurulmasıdır. Merkezi yönetimde, hükümdar, saray ve hükümet bulunurdu.

Soru: Karahanlıların devlet teşkilatında eski Türk geleneklerinin baskın olmasının nedenleri neler olabilir? Açıklayınız.

Arap İslam Devleti’nde hakim olan Ümmetçi anlayışa göre, halife Müslüman dünyasının dini ve dünyevi lideri kabul edilirdi. Türk İslam devletlerinde başa geçen sultan halife adına hutbe okutarak ve para bastırarak bağlılığını bildirmiş olurdu. Gazneli Mahmut’un Kuzey Hindistan fetihleri ve Abbasi halifelerine verdiği askeri yardımları sonucunda halife, Gazneli Mahmud’a “Menşur” göndererek “Sultan” unvanını onaylamıştır. Bundan sonra Türk İslam hükümdarları Sultan unvanını kullanmayı tercih etmişlerdir. Büyük Selçuklu hükümdarı Tuğrul Bey, 1058 yılında Bağdad’ta düzenlenen ihtişamlı bir tören sonunda halife tarafından “Dünya Hükümdarı” ilan etmiştir.

Bilindiği üzere İslamiyet’te devlet başkanı halife Allahın elçisi olan peygambere vekillik ettiği için “bütün Müslümanların başı” olup, insanların dünya ve ahretteki bütün işleri dahil, kainat nizamının, Kur’an’ın emirlerine çerçevesinde yönetiminden mesul idi. Halbuki Türk hükümdarı tanrı bağışı kut yo lu ile yalnız yeryüzündeki insanları idare etmekle vazifeliydi. İşte hakimiyet anlayışındaki bu ayrılık İslam tarihinde ilk defa Büyük Selçuklu İmparatorluğu çağında çıkmış ve Türk hükümdarları dünyayı idare etme salahiyetini halifeye devrettirmeyerek kendi uhdelerinde muhafaza etmişlerdir. Daha önceki İslam Devletlerinde hatta Gaznelilerde bile, devlet başkanları İslam Halifesine bağlı birer Müslüman Emir durumunda iken halifenin yüksek otoritesini tanıyarak her türlü icraatta dini hükümler çerçevesinde kalmağa, dünya meselelerini de şeriat ahkâmına göre yürütmeye gayret ederlerken, Selçuklu sultanları hürmette kusur etmedikleri halifeyi sadece muhterem bir vatandaş addediyorlar ve hilafet başkenti Bağdad’a Türk imparatorluğunun bir şehri gözüyle bakıyorlardı.

Soru: Metinde söz edilen, Türklerin İslamiyet’i kabulünden sonra , İslam dünyasında hakimiyet anlayışında ortaya çıkan değişim nedir? Bu değişimin gerekçeleri neler olabilir? Yanıtlayınız.

İlk Türk devletlerindeki kut inancı Türklerin İslam’ı kabulünden sonra “Allahın takdiri ve nasibi” olarak yorumlanarak devam etmiştir. Kutun belli bir hanedana verildiğine dair olan anlayışta varlığını koruduğundan veraset sistemindeki belirsizlikte sürmüştür. Bununla birlikte bazı istisnai durumlara da rastlanmıştır. Örneğin, Memluklarda ordu komutanları sultanlığa yükselebiliyorlardı. Anadolu Selçuklularında da, en büyük şehzadenin tahta geçmesi geleneği kabul edilmesine karşın her zaman uygulanmamış, tahta geçecek kişinin belirlenmesinde devlet adamları önemli rol oynamıştır.

Türk İslam Devletlerinde hükümdar saray, hükümet, ordu ve adaletin hakimi olarak yasama ve yürütme yetkilerini elinde toplamıştır. Mutlak Monarşi yönetim anlayışı çerçevesinde, sultanın bildirdiği emirler kanun hükmünde olup herkesin itaat etmesi beklenirdi. Hatunların devlet yönetimindeki etkisi ilk Türk İslam devletlerinde de etkisini sürdürmüştür.

“Nizamü"l-mülk’e göre, Acem hükümdarları kadınlara siyasî rol vermezken, Türkistan hanları, bütün devlet işlerinde hatunlarla görüşür ve onların fikirlerini diğerlerine üstün tutarlardı. Selçuklu sultanları da hatunun fikirlerine önem verdikleri için vezirler, hatunlar ile iyi geçinip onları memnun etme yoluna gitmişlerdir. Yine bu dönemde kadınların siyasî gücünden faydalanmak isteyen atabeyler ya kızlarını şehzadelerle evlendirmiş ya da onların anneleriyle evlenmişlerdir. Yönetimde ve hayatın her cephesinde rol alan Selçuklu hatunları arasında Tuğrul Bey’in eşi Altuncan, Alpaslan"ın kız kardeşi Gevher, Melikşah’ın meşhur eşi Terken ve yeryüzü melikesi unvanını taşıyan Sultan Sencer’in hatunu Terken, bunların en meşhurlarıdır.

Melih Şahın eşi Terken Hatun, güzel, akıllı ve aynı zamanda ihtirasları olan bir kadındı. Yalnızca sultan üzerinde değil, devlet işlerinde de çok nüfuzludur. Kendine bağlı divanı ve onun memur ve teşkilâtına sahip ve 12000 kişilik bir süvari kuvveti vardır. Bu kudreti sayesinde dört yaşındaki oğlu Mahmud’u, Melikşah’ın büyük oğlu Berkyaruk’un yerine veliaht tayin etmek istemiş ve sonunda bunu başarmıştır. Hatta torunu Cafer’i de halifenin veliahdı yapmaya çalışmış ve isteklerini yerine getirmek için de tek engel olarak gördüğü Nizamü’l-mülk’ün yerine Tacü’l-mülk’ü getirmeye gayret etmiştir.”

Soru: Yukarıdaki metni dikkate alarak devlet yönetimindeki rollerini değerlendiriniz.

Çalışma: Ders kitabınızdan yararlanarak aşağıdaki sözcüklerin anlamlarını araştırarak not alınız.

  • Hutbe
  • Hilat
  • İlig
  • Tıraz
  • Melik/Emir

Çalışma: Ders kitabınızın 24. Sayfasında yer alan, Kutadgu Bilig’e göre Hükümdar bölümünü okuyunuz.

Türk İslam devletlerinde saray, harem ( hükümdar ve ailesinin oturduğu yer ), selamlık ( devlet idari merkezi) ve Enderun’dan (memurların yetiştirildiği okul) oluşmaktaydı. Ka-rahanlılarda saraya halkın sorunlarını çözen devlet kapısı anlamına gelen “kapu” denirdi. Ka-rahanlılardaki bu anlayış Selçuklularda “dergah” yada “bergah” olarak, Osmanlılarda ise yüksek kapı anlamına gelen “Babıâli” olarak adlandırılmıştır.

Çalışma: Ders kitabınızdan yararlanarak, aşağıda verilen devlet yetkililerinin ve devlet makamlarının görevlerinin karşılığını yazınız.

Türk İslam Devletlerinde, devlet yönetiminde hükümdardan sonra en yetkili kişi vezirdi. Vezirlere, Karahanlılarda yuğruş, Gaznelilerde hace-i buzurg denirdi. Atamaları hükümdar tarafından yapılan vezirler doğrudan hükümdara bağlı çalışırlardı. Divan-ül Vezaret’e (vezirlik divanı) başkanlık yapan vezirler, gerektiğinde fermanlar çıkarır, azillerde bulunur ve savaş zamanlarında hükümdarla birlikte savaşa katılırlardı.

Devlet meseleleri, konularına göre “divan” adı verilen birimlerde görüşülür ve karara bağlanırdı. Divanlar bir araya gelerek büyük divanı yani hükümeti oluştururlardı. Vezir başkanlığında diğer divan başkanlarının oluşturduğu hükümette devlet idaresi ile ilgili alınan kararlar hükümdarın onayından geçtikten sonra uygulamaya konurdu.

Çalışma: Türk İslam Devletlerinin yönetim merkezinde yer alan uygulamalar ile eski Türk Devletlerinde bulunan kurultay ile karşılaştırarak, farklarını belirleyiniz. Bu farklılıkların nedenlerini açıklayınız.

Taşra Teşkilatı

Türk İslam devlerinde, devlet hanedanın ortak malıdır geleneği devam etmiştir. Kara-hanlılar, eski Türklerde olduğu gibi ülke ikili sisteme göre yönetilirken Gazneliler ve Selçuklularda ülke “eyalet” ( Vilayet) adı verilen idari birimlere bölünerek yönetilirdi. Eyaletlerin yönetiminde askeri valiler ya da hanedan üyeleri görevlendirilirdi. Hanedan üyesi valiler, görevli oldukları eyaletleri özerk olarak yönetirlerdi. Kendilerine has idari ve askeri teşkilatları oluşturup, bu bölgeleri miras olarak bırakabilirlerdi. Bununla birlikte sınır değişiklikleri ancak sultanın fermanı ile yapılırdı. Eyaletlerin önemli işleriyle ilgilenen memurlar merkezden gönderilirlerdi. Özellikle güvenlik, idari ve adli işler merkezden gönderilen memurlar aracılığıyla yürütülürdü. Ayrıca merkez tarafından yerel halkın arasından seçilerek, reis olarak adlandırılan kişiler eyalet yönetimine yardımcı olurlardı.

Eyaletler, kendi içlerinde şehir, kasaba ve köylere ayrılırdı. Buralarda eyalet yönetimini örnek alan idari, askeri ve adli teşkilatlanma oluşturulurdu. Şehirdeki mülki idareciye (devlet yöneticisi) “amid” adı verilirdi.

Merkezle eyaletler arasındaki iletişimi sağlamak amacıyla posta teşkilatı oluşturulmuştur. Ayrıca gizli istihbarat memurları görevlendirilerek taşradaki uygulamalar kontrol altına alınmıştır. Gaznelilerde “Berîd” adı verilen resmi görevliler halkı ilgilendiren tüm konuları merkeze rapor halinde sunmuştur. Anadolu Selçuklularında, merkeze bağlı eyaletler “subaşı”, hanedan yönetimindeki eyaletler ise “melikler” tarafından yönetilirdi. Meliklerin denetimindeki eyaletler merkezi bir yapıya sahipti.

Türk İslam Devletlerinde Eyalet Yöneticileri
Devletler Mülki Askeri Adli Mali Belediye
Karahanlı Askeri vali Kadı Amil/ımga Muhtesip
Hanedan üyesi vali
Selçuklu Şıhne (askeri vali) Sahibu’s Şurta Kadı Amil Muhtesip
Malik (hanedan üyesi vali)
Gazneli Sahib-i divan Salar (sipehsalar) Kadil ku-dat Amil Muhtesip

(Muhtesip: En alt seviyede halk ile devlet arasında bağlantı sağlayan kişi. Amil: Vergi tahsildarı veya valiler ve devlet memurları)

Ordu Teşkilatı

Büyük Selçuklu devletinde olduğu gibi Gulam askerleri ve ikta askerleri Anadolu Selçuklularında da aynı şekilde ordunun çekirdeğini oluşturuyordu. Gulam askerleri çeşitli milletlerden toplanan gençlerden yetiştirilmesine rağmen İkta askerleri tamamen Türk unsura dayanıyordu. Bunların dışında bağlı devletlerin askerleri ve ücretli askerlerde orduyu oluşturuyordu. Anadolu Selçukluları gerektiği durumlarda ücretli asker tutardı. Türk İslam Devletlerinde ordu genellikle şu bölümlere ayrılırdı:

a) Saray Muhafızları (Guleman-ı saray): Hükümdarı korumakla görevli özel birlik.

b) Hassa Ordusu (Düzenli birlikler): Esirlerden ya da parayla satınalınan gençlerden temin edilirdi.

c) Eyalet Ordusu: Eyaletlerde Şehzade veya Valilerin komutasındaki ordulardı.

d) Akıncılar: Bunlar göçebe Türkmenler oluşup sınır boylarında yaşayanlardan oluşuyordu.

- Gazneliler ordularında ayrıca filleri kullanmışlardır.

- Büyük Selçuklu Devleti’nde Nizamülmülk ikta sistemini geliştirerek bir yandan tarımsal üretimdeki verimi arttırmayı diğer yandan da eyalet ordularını güçlendirmeyi amaçlamıştır.

Soru: İkta sistemi nedir ? gelişim süreci nasıl olmuştur? araştırınız.

Anadolu Selçukluları, denize kıyısı olan bir devletti. Bu durumda deniz gücüne de önem vermişler. Sinop, Alanya, Antalya ve Samsun gibi yerlerde kurdukları tersanelerde yaptıkları donanma ile Akdeniz ve Karadeniz kıyılarının güvenliklerini sağladıkları gibi deniz aşırı seferler de yapmışlardı. Örneğin Kırım seferi. Anadolu Selçuklularında ordu komutanına Emirü’l Ümera, donanma komutanına ise Reisü’l Bahr denirdi.

Etiketler: Türklerde Devlet Yönetimi, Türklerde Teşkilatçılık, Türklerde Ordu Teşkilatı, Orta Asya Türk Devletleri

Yorum ekle

Site içeriklerine yapacağınız yorumlarda galiz ifadelere yer vermeyiniz. Yayın kurallarımıza aykırı ifadeler bulunmayan olumlu ve olumsuz tarzdaki tüm eleştirel yorumlarınız en kısa sürede yayınlanacaktır.


Güvenlik kodu
Yenile

Akademik Pencere

Özel Hocadan Evde Birebir Özel Ders

Doğal Susam Ezmesi

Şekersiz Doğal Karadut Şurubu

Öğrenci Kütüphanesi

YK Akademi

  • Konu Anlatım Videoları
  • Tarih ve Coğrafya Haritaları
  • Coğrafya Grafik ve Diyagramları
  • Soru Bankası
  • Soru Çözümleri
  • Ders Notları
  • Dokümanlar
  • Proje ve Performans Ödevleri
  • Özel Dersler
  • Yardımcı Hizmetler
Download Free FREE High-quality Joomla! Designs • Premium Joomla 3 Templates BIGtheme.net