Bizanslılar açısından bakarsak: Bizans askeri, ekonomik ve siyasi gücünü kaybetmişti; ordu ve donanma zayıflamış, din, mezhep ve parti çatışmaları yaşanıyordu. Osmanlılar ise yeni ve gelişen bir güçtü. Zaten bu zaman kadar yaptıkları fetihlerle Bizans’ı tarihi yarımada içine sıkıştırmıştı. Ekonomik durumları devrin teknolojisinden yaralanmalarına imkân veriyordu. Fatih özellikle Macar uzmanlar getirerek kuşatmada kalın surları delecek güçte büyük toplar döktürdü. Yeni bir donanma inşa etti ki bu Osmanlıların ilk gerçek donanmasıdır. Boğazı kontrol edebileceğini düşünerek İstanbul boğazının en dar yerine Rumeli Hisarı’nı (Boğazkesen) yaptırdı. Bu arada Karamanoğulları, Macarlar, Eflak ve Sırbistan ile barış anlaşmalarını yenileyerek hem Anadolu’da hem de Balkanlar’da güvenliği sağlamaya çalıştı.

Bizanslılar ise; Haçlı dünyasından yardım istedi ve kendilerine yardım karşılığında Ortodoks ve Katolik kiliselerinin birleştirilmesi teklif edildi. Bunun Bizanslılar tarafından kuşkuyla karşılandığı söylenmektedir. Buna rağmen Papa’dan ve Venedik’ten bir miktar asker geldi. Cenevizliler iki kalyon ve bir miktar askerle yardıma geldiler ayrıca Mora’dan, adalardan ve İspanya’dan bir miktar asker geldiği de ifade ediliyor. Bu arada surları onardılar, “Rum ateşi” (grejuva) her yere yerleştirildi, yiyecek depolandı ve en önemlisi Haliç zincir çekilerek kapatıldı.

İstanbul’u fethetmek II. Mehmet’in düşüydü. Oysa en yakınındaki devlet adamlarına baktığımızda herkesin bu düşe kapılmadığını görürüz. Bir anlamda bu olay Fatih’in rüştünü kanıtlama mücadelesi olarak da düşünülebilir. Örneği II. Murat’ın da sadrazamlığını yapmış olan devrin en güçlü ve en zengin adamlarından sadrazam Çandarlı Halil Paşa İstanbul’un fethine karşıydı. Fatih’i uzun müddet bundan vazgeçirmeye çalıştığı söylenir.