Birinci Dünya Savaşı’nın başında Çanakkale Boğazı büyük bir önem kazanmıştı. Boğaz geçilebilirse; Rusya, dünya kaynaklarından ve müttefiklerin yardımlarından faydalanacaktı. Aynı zamanda Türk Ordusu savaş dışı kalacak ve harbin kısa sürede sonuçlandırılması mümkün olacaktı. Dünyanın en güçlü donanmasına sahip İngilizler, Çanakkale’den zorlanmadan geçilebileceği inancındaydı. İngiltere Deniz Bakanı Churchill (Çörçil), donanmanın Çanakkale Boğazı’ndan geçerek, İstanbul’a ulaşması planının fikir babası idi.

Churchill, Çanakkale'yi abluka altında bulunduran Amiral Carden (Karden)'den Boğazın, yalnız denizden zorlanarak geçilmesinin mümkün olup olmadığını sorar. Amiral’in cevabı: Bir baskınla Çanakkale Boğazı'nın zorlanamayacağını, ama ciddî bir plan sayesinde bunun mümkün olabileceğini bildirir. Bu cevap savaş komitesi üyelerini tatmin edince,  15 Ocak 1915'te Londra'daki savaş konseyi, hedefi “İstanbul” olan bir deniz saldırısı kararını onaylar. Ve hemen sefer planı hazırlıklarına geçilir.

Amiral Carden (Karden) tarafından hazırlanan ve savaş konseyi tarafından onaylanan plana göre; İtilaf Devletleri’ne ait savaş gemileri öncelikle boğazın girişini savunan Anadolu yakasındaki Orhaniye ve Kumkale bataryalarını, Rumeli yakasında ise Ertuğrul ve Seddülbahir bataryalarını uzun menzilli toplarla susturacaktır. Bundan sonra Boğaz'a girilerek Anadolu yakasında Kepez, Rumeli’de Kilitbahir'e kadar olan ve merkez savunma sistemi denilen bataryalar bombardıman edilerek yok edilecektir. Daha sonra, Çanakkale ile Nara arasındaki savunma sisteminin son kısmı, ateş altına alınarak etkisiz hâle getirilecek ve Marmara'ya girilerek, İstanbul yolu tutulacaktı.

Türk tarafı ise Çanakkale’ye yapılacak saldırıyı durdurmak maksadıyla bir kısmı sabit olan mayın hatları oluşturmaya başlar. Bu arada tabyalar güçlendirilmekte ve boğazın her iki yanına toplar yerleştirmektedir. Savunmayı gerçekleştirecek asker, şimdiden siperler kazmaktadır.