Ankara'da bir okulu ziyaret etmek istedim. Kalabalık bir heyetle bir ilköğretim okuluna gittik. "Bir sınıfa girip ders dinleyelim." dedim. Rasgele bir sınıfa girip öğretmenden izin istedik. Kibar biriydi; kabul etti. Ben, yazı tahtasının yanıbaşında ayakta duruyor, bir yandan dersi dinler­ken, diğer yandan öğrencileri izliyordum.

Öğretmen tahtaya bir şeyler yazıyordu. Bir ara, tahtayı çok kapatmış ol­malıyım ki, elinin tersiyle bana "Çekilin!" işareti yaptı. Çekildim. Öğretmenin işaretini kabalık olarak değerlendiren bizim heyettekileri bir korkudur almış. Ders arasında öğretmeni yanıma çağırttım; geldi. Elini ha­raretle sıkıp kutladım: "Sınıfta öğretmenden büyük kimse yoktur, efendiler!" dedim. "Adınız Mustafa Kemal olsa bile..."