Genel Sağlık Bilgileri

Sağlık Alanında Çok Sayıda İçerik

Bilim ve Teknoloji

Bilim ve Teknoloji Haberleri

Osmanlı Kültür ve Medeniyeti

Osmanlı Kültür ve Medeniyeti

OSMANLI HAKİMİYET ANLAYIŞI

Osmanlı Devletinde yönetim İslam hukukuna dayanırdı. İslam’la çelişmemek şartıyla Padişah Örfi Kanunlar koyabilirdi. Bu kanunlar fermanla ilgililere duyurulurdu. Osmanlılarda diğer Türk Devletlerinde olduğu gibi, “Devlet hanedanın ortak malı sayılırdı” ancak I.Murat bu anlayışı değiştirmiş, tahta geçebileceklerin sayısını azaltmak, böylece taht kavgalarını önlemek veya kısıtlamak maksadıyla “Devlet, padişahın ve oğullarınındır” hükmünü getirmiştir.

Ayrıca Fatih, Kanunname-i Ali Osman ile merkeziyetçi bir yönetim oluşturmuştur. 17.yüzyılda I. Ahmed zamanında “Ekber ü Erşed” sistemini, yani ailenin yaşça en büyüğü ve akıllısının padişah olması usulü uygulanmaya başlamıştır. 19.yüzyılda Batı’daki gelişmelere uygun olarak, Tanzimat Fermanı’yla padişahın yetkileri sınırlandırıldı. Meşrutiyetle birlikte yönetimde meclisin de yer alması usulü getirildi, ama padişahın tanrı tarafından verilen yönetim hakkı hiç tartışılmadı. Osmanlılarda padişah olma hakkı erkek çocuklarındır, padişahın erkek çocuklarına “şehzade” denirdi, şehzadelerin yetiştirilmesine önem verilir, küçük yaşta devlet tecrübesi kazanması için sancaklara yönetici olarak tayin edilirdi, yanlarına da “lala” denilen devlet adamları verilirdi. Bu usul I. Ahmed, döneminde değiştirilmiş “kafes usulü” getirilmiştir.

OSMANLI DEVLET YÖNETİMİ

A) MERKEZ TEŞKİLATI
Devletin yönetim merkezi, başkenttir. Özellikle İstanbul’un fethiyle gelişen merkez yönetimi şu şekildeydi;

1-SARAY: Padişah sarayda hem devleti yönetir hem de özel hayatını burada geçirirdi. Yükselme döneminden sonra yönetim merkezi esas olarak İstanbul’du. İstanbul, Asitane , Dersaadet, Payitaht gibi isimlerle anılırdı. Osmanlı sarayı iki bölümden oluşurdu.

a) Birun: Sarayın dış teşkilatıdır.

b) Enderun: Sarayın iç teşkilatıdır. Devlet adamları enderunda yetiştirilirdi, ayrıca burada saray kadınları için de harem bulunur, burada kadınların eğitimi de sağlanırdı.

2-İSTANBUL’UN YÖNETİMİ: İstanbul’un kendisine özel bir yönetimi vardır.Taht kadısı da denilen İstanbul kadısı adalet işlerine bakardı. Şehrin güvenliğini yeniçeri ağası sağlardı, sivil halkın güvenliği subaşının görevidir. Belediye işlerini şehremini yapar, mimar başından izinsiz bina yapılamazdı.

3-DİVAN-I HÜMAYUN: Devletin siyasi, askeri, idari, mali meselelerinin görüşülüp karara bağlandığı kuruldur. Ayrıca büyük davalara da divanda bakılır, halkın şikayetleri dinlenirdi. İlk defa Orhan Bey zamanında kurulan divan teşkilatına padişah başkanlık ederdi, Fatih döneminde devlet işlerinin yoğunlaşması sonunda veziriazama divana başkanlık etme görevi verildi.

Divan Üyeleri Şunlardır:

Padişah: Fatih devrine kadar başkanlık etmişler bu devirle birlikte divana katılmamışlar “kafes” arkasından divan toplantılarını takip etmişlerdir.

Vezir-i Azam: Vezirlerin başıdır, padişah’ın mutlak vekilidir. Devletin en büyük memurudur. Vezirler: Askeri ve siyasi işlerden sorumlu devlet adamlarıdır, dönemlere göre sayıları değişmiştir (2-9 arası).

Kazasker: İlmiye sınıfına mensuptur. Adalet, eğitim ve din işlerine bakarlardı. Ayrıca divanda büyük davalara bakar, kadı ve müderris tayinini yapardı. Kazasker sayısı Fatih döneminde ikiye çıkmıştır.

Defterdar: Maliye işlerinden sorumludur. Devletin büyümesine paralel olarak sayıları önce ikiye sonra üçe çıkmıştır.

Nişancı: Padişaha ait evraklara tuğra çeker, devletlerle yazışmaları yapar, toprak sistemini tanzim ederdi.

Reisülküttap: Divan katiplerinin şefidir, nişancıya bağlıydı ancak 17.yüzyıldan sonra dışişleri bakanlığı görevi yapmıştır.

Kaptan-ı Derya: Deniz işlerinin sorumlusu ve donanmanın başkomutanıdır. Denizlerle ilgili konularda divana katılırdı. Yeniçeri Ağası: Vezir olan ağalar devamlı üyedirler, vezir olmayanlar ise ihtiyaç duyulduğunda divana katılır bilgi arz ederdi.

Şeyhülislam (önceleri müftü): Divan kararlarının İslam’a uygun olup olmadığını denetlerdi. Divanın doğal üyesi değildir, halifeliğin Osmanlılara geçmesiyle önemi artmış, Kanuni devrinde veziriazamla denk sayılmıştır.

TAŞRA TEŞKİLATI

Osmanlı Devletinde ülke eyaletlere, eyaletler sancaklara, sancaklar kazalara, kazalar da köylere ayrılmıştır.

A. EYALETLER: Beylerbeyi denilen askeri yöneticiler tarafından idare olunan eyaletler temel idari birimdir ve üç değişik statüsü bulunur. 1. Merkeze Bağlı Eyaletler (Salyanesiz): Dirlik sisteminin uygulandığı eyaletlerdir. Gelirleri dirliklere ayrılır. “Yıllıksız Eyalet” de denir. Rumeli, Anadolu, Bosna, Halep, Şam gibi. 2. Özel Yönetimi Olan Eyaletler (Salyaneli): Bunların gelirleri dirliklere bölünmez, vali ve askerlerine maaş verilirdi. Bu eyaletlere “yıllıklı eyalet” denilir. Geliri iltizama verilirdi, eyaletin belli miktardaki vergisinin hazineye peşin olarak yatırılmasına “İltizam”, buraların vergi toplama işini alan kişilere de “mültezim” denilir. Mültezim devlete peşin verdiği vergiyi karıyla eyaletten toplardı. Trablusgarp, Tunus, Cezayir, Mısır, Bağdat gibi. 3. Bağlı Hükümet ve Beylikler: Bunlar iç işlerinde serbest, dış işlerinde Osmanlı’ya bağlıydılar.Beyleri padişah tarafından atanırdı. Kırım, Eflak, Boğdan, Erdel ve Hicaz’dır.

B. SANCAKLAR : Bugünkü illerin karşılığı olan sancaklar, sancak beyi tarafından yönetilirdi.

C. KAZALAR : Kadılar tarafından yönetilen sancaktan küçük idari birimdir. Kadılar ayrıca “emirleri halka iletmek, davalara bakmak, halkın isteklerini merkeze bildirmek ve vergi toplanmasına yardımcı olmakla” görevliydiler.

D. KÖYLER : Köy kethüdası tarafından yönetilen en küçük idari birimdir.

ORDU VE DONANMA

Osmanlılarda askeri sınıfa “Seyfiyye” (kılıç ehli) denilmiştir, kara ve deniz ordusu olarak ikiye ayrılmıştır. Kuruluş döneminde eli silah tutan herkes askerdi, düzenli bir ordu yoktu. Devletin genişlemesi üzerine Orhan Bey döneminde ilk defa “yaya ve müsellem” adıyla ilk düzenli ve sürekli ordu kuruldu. I.Murad döneminde ise “yeniçeri ocağı” kuruldu. Önceleri “Pençik sistemi” ile elde edilen gençler, acemi ocağına alınır burada yetiştirilip yeniçeri olurdu. II.Murad döneminde “Devşirme Kanunu” çıkarılarak Hıristiyan ailelerin çocukları da alınıp yetiştirildi. Ayrıca I. Murad döneminde “Tımar Sistemi” uygulanarak Tımarlı Sipahiler adıyla yeni bir güç oluşturuldu.

KAPIKULU ASKERLERİ (HASSA ORDUSU): Devşirme kökenlidirler, devletten ulufe adı verilen üç ayda bir maaş alırlar, doğrudan padişaha bağlıydılar.

A-KAPIKULU PİYADELERİ:

1-Acemi Oğlanlar Ocağı: Devşirilen çocuklar Türk –İslam terbiyesini Türk aileleri yanında aldıktan sonra bu ocağa alınır, temel bilgiler verildikten sonra en zekileri Enderun’a ayrılır diğerleri kapıkulu ocaklarına dağıtılırdı.
2-Yeniçeri Ocağı: Yeniçeri ocağı en gözde askeri sınıftır,başlangıçta sayıları az iken daha sonra hızla çoğaltılmış, III.Murad devrinde usulsüz alımlarla ocak bozulmuş zararlı bir hale gelmiş, II.Mahmud 1826’ da Yeniçeri Ocağını kaldırmıştır.
3-Cebeci Ocağı: Silahların bakım ve onarımını yaparlardı, cephaneyi hazırlarlardı.
4-Topçu Ocağı: Top ve top malzemelerini üreten ve kullanan sınıftır (top Osmanlılarda ilk defa I.Murad tarafından I.Kosova savaşında kullanılmıştır).
5-Top Arabacıları Ocağı: Topları cepheye taşırlardı.
6-Humbaracılar: Havan topu ve el bombası yapıp kullanan sınıftır.
7-Lağımcılar: Kuşatmalarda surların altına kanallar kazan sınıftır.

B-KAPIKULU SÜVARİLERİ: Seçme askerlerden oluşan kapıkulu sipahileri,padişahın özel koruma birlikleridir,altı bölük halkı da denilir, bu bölükler şunlardır: Sipahlar, silahtarlar, sağ ulufeciler, sol ulufeciler, sağ garipler, sol gariplerdir.

EYALET ASKERLERİ

Eyalet askerleri, ordunun en önemli bölümüdür. Türklerden oluşan Cebelü adı verilen bu atlı askerlerin tüm ihtiyacı dirlik sahipleri (sipahi) tarafından karşılanırdı. Savaş zamanı orduya katılan eyalet askerleri, barış zamanında ise bulundukları bölgede huzur ve güveni sağlamak için çalışırlardı. Eyalet askerlerinin en önemlisi akıncılardı. Akıncılar:sınır boylarında otururlar,düşman memleketlerine akınlar düzenlerdi. Bunların yanında Yayalar, Müsellemler, Garipler, Yörükler, Sakalar ve Derbent Muhafızları gibi bölükler de yardımcı kuvvetlerden sayılıyordu.

3. DONANMA

Orhan Gazi devrinde ilk defa denize açılan ve donanma sahibi olan Osmanlı Devleti ilk büyük deniz savaşını Çelebi Mehmet zamanında (1416) Venedik’e karşı yapmış ve kaybetmiştir. Fatih devrinde Bizans’a gelebilecek yardımı engellemek amacıyla oluşturulan Osmanlı donanması denizlerde büyük bir güç olarak kendisini kabul ettirmiş ve Karadeniz ile Ege’nin Osmanlı hakimiyetine girmesinde önemli rol oynamıştır. Türk denizciliği en parlak devrini Kanuni döneminde yaşamış ve bu dönemde Akdeniz hakimiyeti de Osmanlı Devleti’ne geçmiştir. Haçlı donanmasının 1571’de İnebahtı Savaşı’nda Osmanlı donanmasını imha etmesinden sonra tekrar toplanma imkanı olmuşsa da sonraki Çeşme, Navarın ve Sinop baskınlarında Rus donanması tarafından imha edilmiş ve yeniden toparlanması mümkün olmamıştır.1886’da Bahriye Nezareti kurularak donanma bu bakanlığın denetimine bırakıldı. Abdülaziz döneminde (1861-1876) donanma güçlendirilmeye çalışıldı. Fakat tüm bu çabalar donanmayı istenilen seviyeye getiremedi.

TOPRAK SİSTEMİ

Osmanlı Devleti’nde ülke toprakları mülkiyet hakkı bakımından; mülk, miri ve vakıf toprakları olmak üzere üçe ayrılmıştır.

1)MÜLK ARAZİ: Osmanlı Devleti’nde halkın elinde bulunan, tamamıyla halka ait topraklardı. Bu tür topraklar kendi aralarında iki kısma ayrılmıştır.

Öşriyye: Osmanlılar tarafından fethedilmeden önce de Müslümanların elinde bulunan araziler. Bu topraklar Müslüman köylerin tasarrufunda olup ürünlerin bir kısmını devlete vergi vermekle mükelleftiler.

Haraciyye: Gayr-i Müslimlerden alınan topraklar olup fetihten sonra da eski sahiplerinde bırakılmışlardı. Bu tür arazilerde yaşayan Gayr-i Müslim halk ürettikleri ürünün bir kısmını devlete haraç olarak ödemek zorunda idiler.

2)VAKIF ARAZİ: Gelirleri cami, medrese, hastane gibi topluma hizmet veren kuruluşların masrafları için ayrılmış olan arazilerdir. Vakıf arazilerin alınıp satılması kesinlikle yasak olup devlet tarafından da vergiden muaf tutulmuştur.

3)MİRİ ARAZİ: Bu tür toprakların, Mülkiyeti – Devlete Vergisi - Sipahiye İşletme hakkı – Köylüye aitti. Devlet mülkiyetini geçirilen topraklardır. Mülkiyeti devlete ait olan bu topraklar ekilip biçilmesi ve işlenmesi amacıyla çeşitli kişilere bırakılmıştı. Miri arazi çeşitli bölümlerden meydana gelmiştir. a)Dirlik: Miri arazinin en önemli bölümüdür. Geliri maaş karşılığı olarak devlet memurları ve askerlere verilen topraklardı.

Gelirlerine göre üçe ayrılır:

-Has: Yıllık geliri 100.000 akçe ve üzeri olan topraklardır. Padişah, şehzadeler, divan üyeleri ve yüksek dereceli devlet memurlarına verilirdi. -Zeamet: Yıllık geliri 2.000 akçeden başlayıp 100.000 akçeye kadar olan dirliklerdir. Orta dereceli devlet memurlarına (kadı, sancak beyi, müderris vs.) verilirdi. -Tımar: Yıllık geliri 3.000 akçe ile 20.000 akçe arasında olan dirliklere tımar denirdi. Tımar sahipleri gelirlerinin 3.000 akçesini kendi geçimlerine ayırırlardı. Buna kılıç tımarı deniliyordu. Geri kalan her üç bin akçe için bir Cebelü yetiştiriyordu. Tımar üçe ayrılıyordu:

1. Eşkinci Tımarı: Savaşta yararlılık gösteren askerlerle verilirdi.

2. Müstahfız Tımarı: Cami imam ve hatiplerine verilirdi.

3. Hizmet Tımarı: Saray görevlilerine verilirdi.

Dirlik sisteminin uygulanmasının şöyle yararları olmuştur:

1. Devlet, üretimi denetimi altına almış ve sürekliliğini sağlamıştır.

2. Eyalet askerleri (cebelü) bu sistem sayesinde yetiştirilmiş, devamlı savaşa hazır bir ordu bulundurulmuştur.

3. Ülkenin bayındır hale gelmesi, araziden daha iyi faydalanılması, askeri masrafların azaltılması, böylece gelirlerin arttırılması sağlanmıştır.

4. Tımar sistemiyle devlet vergi toplama külfetinden kurtulmuştur.
Osmanlı toplumu genelde bir köylü toplumu olduğundan ekonomisinin en önemli kolu tarımdı. Hayvancılık ve tarım ekonomisinin ve genel ekonominin önemli unsurlarından biriydi. Tarım politikasını belirleyen en önemli uygulama Tımar sistemiydi. Bu sistemde daha önce bahsettiğimiz gibi toprağın mülkiyeti devlete, işleme hakkı köylüye, vergisi sipahiye aitti. Köylü, toprağı sürekli işleme ve miras bırakma hakkını devam ettirebilmek için bazı yükümlükleri yerine getirmek zorundaydı.

Örneğin: 1. Sebepsiz olarak toprağını terk edemezdi. 2. Toprağı sebepsiz olarak üç yıl üst üste boş bırakamazdı. Eğer bırakırsa toprak kendisinden alınırdı. 3. Öşür ve diğer vergileri sipahiye ödemek zorundaydı.

Bu yükümlülüklere karşı devlet de halkın güvenliğini korumak ve düzeni sağlamakla görevliydi. Vergi toplamakla görevli olan tımarlı sipahinin de reayaya (halka) yükümlülükleri vardı.

Örneğin: 1. Köylünün güvenliğini sağlamak 2. Üretim araçlarını temin etmek 3. Tohum ve gübre ihtiyaçlarının karşılanmasında köylüye yardımcı olmak 4. Köylünün vergisini en kolay şekilde ödenmesini sağlamak
b) Ocaklık: Geliri kale muhafızlarına verilirdi.
c) Yurtluk: Geliri sınır boylarındaki askerlere verilirdi.
d) Mukataa: Geliri doğrudan devlet hazinesine giderdi.
e) Paşmaklık: Geliri padişah hanım ve kızlarına verilirdi.
f) Malikane: Geliri üstün hizmet karşılığı olarak Devlet görevlilerine verilirdi.

OSMANLI EKONOMİSİ Osmanlı Devleti’nde mali işlerden defterdar sorumlu olup para birimi olarak akçe kullanılmıştır. Fatih devrinden itibaren yaygın olmamakla beraber altın para kullanılmıştır. Devletin ekonomik seviyesi yükselme döneminde İpek ve Baharat Yolları’nın ele geçirilmesi ve büyük fetihlerin etkisiyle mükemmel bir seviyeye ulaşmışsa da fazla uzun sürmemiştir.
Devletin Başlıca Vergileri Şunlardır:

A)ŞER’İ VERGİLER: Dini vergilerdir. 1. Öşür: Müslüman üreticilerden 1/10 oranında alınan arazi ve ürün vergisidir. 2. Cizye: Baş vergisi de denilen bu vergi sadece askerlik yapabilecek durumda olan Gayr-i Müslim erkeklerden alınan sosyal güvenlik ve himaye vergisidir. Kadın, çocuk, ihtiyar ve düşkünlerden alınmazdı. 3. Haraç: Gayr-i Müslimlerden alınan 1/5 oranında arazi ve ürün vergisidir.

B)ÖRFİ VERGİLER:Padişahın iradesiyle toplanan vergilerdir. Raiyyet Rüsumu da denilen bu vergiler üreticinin durumuna göre toplanırdı.

1. Resm-i Çift: Çiftçinin elinde bulunan toprakların karşılığında alınan bir vergidir. Vergi miktarı arazinin büyüklüğü ve çiftçinin evli-bekar oluşuna göre belirlenirdi.

2. Çiftbozan: Toprağın mazeretsiz olarak terk eden ya da üç yıl üst üste boş bırakılan köylüden alınan vergilerdir.

3. Adet-i Ağnam: Hayvan vergisidir. Sipahiler tarafından toplanan bu verginin miktarı, hayvan sayısı ile orantılı olarak belirlenirdi.

4. Avarız Vergisi: Olağanüstü durumlarda halktan alınan bir vergidir. Ayrıca savaşlarda elde edilen ganimetler, tuzla, orman, maden ve gümrük vergileri de Devletin gelir kaynaklarını oluşturur. Not:İlk resmi Osmanlı bütçesini hazırlayan Tarhuncu Ahmet Paşa olmuştur.

Esnaf Teşkilatı: Osmanlı Devleti’nde esnaflar lonca adı verilen teşkilata sahipti. Her esnaf bir loncaya üye olur, loncanın denetimi ve koruması altında bulunuyordu. XIII.ve XIV.yüzyıllarında Ahi Teşkilatı olarak kurulan bu teşkilat, Osmanlılarda lonca adını almıştır. XIV.yüzyıla kadar Müslüman ve Hıristiyan esnaflar aynı loncaya üye olabilirken, daha sonra loncalar ayrılmıştır.

Locaların başlıca görevleri şunlardır: -Ürünlerin kaliteli yapılabilmesini sağlamak ve fiyatları belirlemek. -Esnafla hükümet arsında ilişkileri düzenlemek. -Üyelerin zararlarını karşılamak ve kredi sağlamak. -Halka mesleki eğitim vermek.

EĞİTİM VE ÖĞRETİM

Osmanlı Devleti’nde yaygın ve temel eğitim kurumu olan medreseler ilk olarak Orhan Bey devrinde kurulmuştur. Sahn-ı Seman ve Süleymaniye Medreseleri’nin kurulması ile en parlak devrini yaşamıştır. Medreselerde hem akli, hem de nakli ilimler okutuluyordu. Nakli ilimler İslam dinine ilişkin ilgilerdir. Bunlar: Kur’an-ı Kerim, tesfir, hadis, fıkıh ve kelam’dı. Akli ilimler ise: felsefe, matematik, astronomi, fizik, kimya, biyoloji, coğrafya gibi ilimlerdir. Medreselerin dışında tekke, dergah, cami, lonca, sıbyan mektepleri, saray okulları (Enderun) ve konaklarda eğitim yapılırdı. Osmanlı Devleti’nde özellikle XVIII.yüzyıl sonlarından itibaren bir çok askeri okul açılmıştır. Eğitim kurumlarının amacı askeri ve ilmiye sınıfına yönetici yetiştirmekti. Eğitim kurumlarında kuruluş devrinde Türkçe kullanılmış. Yükselme döneminden itibaren Farsça ve Arapça’nın da katılımı ile Osmanlıca doğmuştur. II.Mahmut döneminde ilköğretim zorunlu oldu. XIX.yüzyılda kızların sonra devam edebilecekleri öğretmen ve sanayi okulları açıldı.

KÜLTÜR VE SANAT

Kültür bir halkın sahip olduğu maddi ve manevi değerlerin tümüdür. Klasik Osmanlı Türk toplumu ve kültürünün temelini, a) 1071 Malazgirt Zaferi’nden bu yana Türkleşen Anadolu b) Ahiler, gaziler, esnaf ve sanatkarlar c) İslam dini d) Padişahların izledikleri temel kültür politikası e) Türk ordu ve geleneği meydana getirmiştir

Osmanlı Devleti; askeri, adli, sivil ve idari teşkilatının en önemli unsurlarını Selçuklulardan almıştır. Osmanlı müesseselerinde kısmen İlhanlılar ve Memlukların etkisi olmuştur. XIII.yüzyılın sonlarından itibaren Bizans sınırında kurulan uç bölgelerinde, büyük bir devlete yükselişin tarihini yaşayan Osmanlılar, kültürlerini; uçlardaki diğer kültürlerin gelişmelerini de alarak süslemiştir. Osmanlı Devleti’nin son döneminde Batı kültürüyle buluşma başlamıştır. XIX.yüzyılda yeni tarz ve değerler gündeme gelmiş, bu dönemde çağdaşlaşma kültüre yansımıştır. Osmanlı Devleti kuruluş döneminde ilim öğrenmek isteyenler; Suriye, Irak ve Mısır gibi ilim merkezlerine giderken, II.Murat ve Fatih döneminde Osmanlı ülkesi büyük bir ilim merkezi haline geldi. Özellikle Fatih döneminde bilim hayatında önemli gelişmeler oldu. Bunun temel nedeni, Fatih’in bilim adamlarına saygı göstermesi ve değer vermesidir. Fatih Külliyesi devrin en büyük bilim adamlarını bir araya topladı. Fatih Külliyesi’nin Sahn-ı Seman Medreseleri diye anılan kısmı kültür hayatının en önemli kuruluşlarından biriydi. Osmanlı Devleti Arap alfabesini kullanmıştır. Devletin resmi dili ise Türkçe’dir. Din ve ilim dil olarak Arapça, ebedi dil olarak da Farsça yaygın olarak kullanılıyordu. Arapça, Farsça ve Türkçe’nin bir arada kullanılması sonucu Türkçe’nin Osmanlıca denilen yeni bir şekil ortaya çıkmıştır.

Güzel sanatlar: Minyatür, seramik sanatı, çinicilik, hat sanatı ve özellikle mimari gelişmiştir. Klasik dönemin en önemli eserlerini Mimar Sinan vermiştir. Mimar Sinan çıraklık dönemimde Süleymaniye, ustalık dönemimde ise Selimiye camilerini yaptı. Osmanlı, klasik mimari tarzı Lale devriyle önemini kaybetmeye başladı. Lale devriyle mimaride Avrupa’nın etkisi başladı ve Lale devrinden sonra da Türk Barok ve Rokoko devrine (1740-1808) girildi. XIX.yüzyılda Batı kaynaklı Ampir Üslup Türkiye’ye girdi (1808-1860). 1860-1900 yılları arasında seçmeci (eklektik) akım hakim oldu. Batı tarzına tepki olarak milliyetçilik ön plana çıktı. Avrupa seçmeciliğinin yerine Osmanlı ve Türk mimarisinin unsurlarını aldı. Böylece Neo-klasik dönem başladı (1900-1925).

Etiketler: Osmanlı Devleti Ordu Sistemi,, Osmanlı Devleti Toprak Sistemi, Osmanlı Devleti Divan-ı Hümayun, Osmanlı Devleti Vergi Sistemi, Osmanlı Devleti Kültür ve Sanat

Yorum ekle

Site içeriklerine yapacağınız yorumlarda galiz ifadelere yer vermeyiniz. Yayın kurallarımıza aykırı ifadeler bulunmayan olumlu ve olumsuz tarzdaki tüm eleştirel yorumlarınız en kısa sürede yayınlanacaktır.


Güvenlik kodu
Yenile

Özel Hocadan Evde Birebir Özel Ders

Doğal Susam Ezmesi

Şekersiz Doğal Karadut Şurubu

Öğrenci Kütüphanesi

YK Akademi

  • Konu Anlatım Videoları
  • Tarih ve Coğrafya Haritaları
  • Coğrafya Grafik ve Diyagramları
  • Soru Bankası
  • Soru Çözümleri
  • Ders Notları
  • Dokümanlar
  • Proje ve Performans Ödevleri
  • Özel Dersler
  • Yardımcı Hizmetler
Download Free FREE High-quality Joomla! Designs • Premium Joomla 3 Templates BIGtheme.net